Eğitim yılı başı nedeniyle…
Muzaffer Eker
(Emekli Öğretmen)
Eğitim... Hiç ilgisi olmayanların bile hemen her vesile ile ulu orta kullandığı ve kullanıldıkça da sonuç alınamayan bir kelime, bir konu…
Yıpranan değerlere paralel olarak artık davranış ve ahlakî donamım yerine salt öğretimin konuşulduğu, yer aldığı ve uygulandığı bir konu…
Ana-baba, patron ve doğal olarak hemen bütün eğitim camiasının, bütün gelişmelerini yakından takip edip uygulamakla sorumlu olduğu bir konu…
Bu tesbitleri daha da uzatmak mümkün. Ne kadar uzatırsak uzatalım sonuca ne derece tesir edebileceği konusunda o kadar emin değilim.
İlahi görüşe göre; tertemiz ve masum bir yapıda dünyaya gelen fert, bebeklik, çocukluk, delikanlılık ve olgunluk çağlarından itibaren ölünceye kadar ki bütün kazanım ve donanımlarını sırası ile ailesi, okulu ve çevresinden alıyor. Buna göre davranışları şekilleniyor. Buna göre karakteri / kişiliği meydana geliyor. Bu kazanımlara göre toplumda kendine yer edinebilip ayakta kalabiliyor ve hayatını yönlendirebiliyor.
-Bahsettiğimiz donanımları ferde kim kazandıracak ?
-Başta ana, baba olmak üzere, okul, sosyal toplum, cami, kışla vs. Yani topyekün uzak ve yakın çevresi.
Gelin görün ki, bizim (eğitimi geçin) devlet sistemimiz bu gerçeğin ve tüm medeni ve demokratik dünyadaki uygulamaların tam tersine, fertlerini böyle bir açılımdan, evrensel değerlerin kazanılmasından mahrum etmiştir. Onun yerine, kendinse köle ve robot yetiştirmiştir. 1950 sonrası bu sıkılık biraz gevşemişse de, göz boyayıcı bir takım tedbirlerle haybeci bir nesil yetişmesinin önüne geçilememiştir.
Genel kanaate göre, eğitim fertte;
a-Şahsiyetini geliştirici, onu özgür bir birey olarak yetiştirici tedbir ve uygulamalardan yoksundur.
b-Sosyal bir toplum içerisinde yaşayan fertler olarak, kendisine, çevresine, ailesine, milletine ve dinine karşı görev ve sorumlulukları olduğu şuurunu vermekten uzaktır.
c-Ferdin ekonomik teşebbüs gücünü geliştirmeyip sadece tüketim aracı olarak, para harcayan, yarınını düşünmeyen, tasarruf ettirmeyen bir mahiyettedir.
Bunlara ilaveten, özgür fert kavramını biraz daha açarsak, düşünce, ifade ve inanç özgürlüğünden uzak yetiştirmekle meşguldür.
Çünkü sistem kendisine muhalif fertler değil, muti, tabi fertler istemektedir.
Bunun için de; daha ana okulundan itibaren basma kalıp sloganlar ve sistemi öven şiirler ezberletilmekte, güç gösterisi törenler düzenlenmekte, çevre ve dünyayı inceleme merakı kazanma yerine geleceği garanti altına almak için ÖSS ve SBS gibi bir takım sınavlara odaklanan çocukları akıl almaz bir test koşturmacası içinde perişan etmektedir.
Niçin çocuklara dünya hakkında mümkün olduğunca tarafsız (objektif) bilgi vermek ve onları hayatla daha kolay başa çıkmalarını sağlayacak yeteneklerle donatmakla yetinmeyip, şu veya bu inancı, ideolojiyi ve politik tutumu onlara aşılamaya çalışalım ki? İdeolojik yönlendirme doğru ise hangisi esas alınacak ?
Devletçi model, alternatiflerin önünü kapatmak suretiyle, aile ve gençlerin tercih imkanlarını da ortadan kaldırıyor. Sözde özel okulların da müfredatı ailelerle birlikte serbestçe belirleme imkanı olmadığından, herkes devletin (memurların) belirlediği (ne hakla ?) tek tipleştirme mekanizmasından geçmek zorundadır. *
Bu döngü kırılmadan da, şimdiye kadar olduğu gibi, şimdiden sonra da, nesillerin heba olması, ülkenin geleceğinin karartılması ve hala üçüncü dünya denen coğrafyada yaşamaya mahkumuz demektir.
Eğer dikkatli bir analiz ve değerlendirme yaparsak bu karamsar tabloyu genişletmemiz mümkündür.
**********
İlçemizde Ramazan bayramı sonrası yeni bir öğretim yılının başlangıcı yaşanacak. Bu konu ile ilgili önemli bulduğum bir konuyu açmak istiyorum. Son “Kent Konseyi” toplantısında ilçe milli eğitim müdürlüğü yetkililerinin, liselerin üniversiteyi kazanan öğrenci sayılarına göre bir değerlendirme yaptığını okuduk.
Bu değerlendirmede, üniversiteye fazla öğrenci sokan liselerin başarılı bulunduğu gibi bir izlenim edindik. Kimine göre bu doğru bir ölçme biçimi olabilir. Şimdiye kadar zaten ülke ve ilçe genelinde yapılan ölçme ve değerlendirme de bundan farklı değil.
İlçemiz liselerinin idarecilerinin, imkanları nispetinde çalışmalar yaptığı söylenebilir. Hatta bazı liselerin imkan ve şartları ( kayıt olan öğrencilerin başarı durumu, sosyo- ekonomik ve kültürel yapıları, öğretmen kadrosu vb) itibarıyla diğerlerine göre daha baştan avantajlı oldukları da söylenebilir.
Ancak, meseleye bu açıdan değil de, okulu bitiren öğrencilerin hayata hazır olup olmadığı yönünden bakarsak durumun hiç de açıklanan tablodaki gibi olmadığını anlayabiliriz. Eline diploma verip sıkıntılı hayat mücadelesi ortamında yapayalnız bırakılan çocukların, evlilik ve iş hayatlarında nasıl bocaladıkları malumumuzdur. Gerçek hayatın acı gerçeklerinden habersiz yetişen, bir sınav maratonu içinde heder edilen çocuklarımız, hayata ayak bastığı, sorumluluk aldığı andan itibaren sudan çıkmış balık misali çırpınıp duruyorlar. Hazırlıksız gelinen bu dönemde ödenen faturalar çok ağır oluyor. Çocuğun sadece kendisi değil ailesi ve toplum da benzeri bir yara alıyor.
Bir pozitif ayrımcılık yapmak ve ilçemiz İmam-Hatip lisesinin, son on yılı hakkında bir paragraf açmak istiyorum.
Hatırlayanlar olacaktır. 28 Şubat darbesi günlerinde pompalanan korku ve uygulanan zulüm politikaları ile, 900 olan öğrenci sayısı 100 civarına inen, toplumda itibarı zedelenmek istene bu okulumuz, aradan geçen süre zarfında adeta bir “diriliş” gerçekleştirdi.
Mübalağa etmiyorum. Reklama da ihtiyaçları olduğunu sanmıyorum. Ancak objektif bakınca gördüklerim bana bunları yazmamı mecbur kıldı.
Bütün bir eğitim kadrosu ile kendini aşmış olmayı gerçekleştiren bu okulumuzun, mezun olan öğrencilerin sosyal profilleri ve sorumluluk duyguları incelendiğinde ihtiyaç olan insan tipine çok yakın bir trend yakalamış oldukları görülüyor.
Normal öğretmen-idareci ve devlet memurluğu anlayışının çok ötelerinde bir feragat, fedakarlık ve azim sergilenerek ortaya çıkarılan bu tablo her yönü ile takdire şayandır.
Okulun web sitesi zaten yapılanları ifadeye yetiyor. Ancak halka açık etkinliklerine katıldığımdan yakın olarak şahit oldum ki, bırakın ilçeyi, ülke ortalamasının bile üzerinde olduklarını gördüğümde hayretler içinde kalmıştım.
Okulun sahip olduğu kütüphane, çoğu halk kütüphaneleri geride bırakacak kapasitede. Sadece dini değil, dünya klasikleri, stratejik eserler, araştırma ve inceleme dizileri, Türk ve dünya edebiyatının seçme eserleri… Binlerce eser öğrencilerin devamlı kullanımında
İlçe okulları içinde beni ilçemizin geçmişi ve sosyal yapısı hakkında konuşma yapmak üzere davet eden tek okul oldular. Edindikleri bilgi ile yazdıkları kompozisyonları web sitemin “Yabanabad kompozisyonları” bölümünde inceleyebilirsiniz.
İki sene önce bu okuldan beni arayan bir öğrenci, yazmış olduğu bir yazı ile ilgili olarak görüşümü almak istediğini söyledi. Gidip kendisi ile tanıştım. Adı Nedim olan öğrenci, kendinden gayet emin bir şekilde, merhum Cemil Meriç hakkında bir şerh yazmış ve benden bunu değerlendirmemi istiyordu.
Ben ki, Cemil Meriç' i henüz tam olarak anlayabilmiş değilken, onun bu sınırlarını aşan çalışması karşısında bu konuda yetersiz olduğumu kabul etmek zorunda kalmıştım.
Devamlı yenilenen fiziki çehresi yanında özellikle sosyal ve kültürel çalışmalarda ilçe, il ve hatta ülke çapında asla küçümsenmeyecek başarılara imza atan, hayattan ne beklediğinin değil, hayata ne katması gerektiğinin şuurunda bir öğrenci tablosu ile karşılaşıyoruz. Son iki yılda ülke çapında kazanılan,; “Türkiye öğrenci meclisi başkanlığı” seçimindeki önemli başarılar, bunun en çarpıcı örneği olsa gerek.
Son değişiklik ile katsayı eşitsizliğinin de ortadan kalkması, bu okulumuza yeni bir imkan ve şans daha sağlayacaktır. Yükümlülüğünün farkında olan okul ise bu imkanı çok iyi bir şekilde kullanacaktır. Ömrümüz yeterse beraberce göreceğiz.
Bu çeşit başarı ve atılımların sayısını ilçe çapında artırmak zorundayız. Okullarımızdan diploma alan, bir üst okulu kazanan, üniversiteye kayıt yaptıran öğrenci sayısının kabarıklığı çok fazla önemli değil. Hayatı anlamış, ona bir şeyler katmaya hazır donanım ve istekteki öğrencilerin çokluğu, sosyal sıkıntılarımızın çözülmesinde önemli rol oynayacaktır. Sorumluluğunu ve görevlerini kavramış, dilini çok iyi kullanan, insan ilişkilerini seviyesine göre özümsemiş öğrenciler, iş ve evlilik hayatlarında başarılı bir seyir izleyecektir.
Akranları gibi beli düşük pantolonla flörtçülük ve evcilik oynamak, cep telefonu ile geyik yapma yerine geleceğe ait projelerle meşgul olan, her türlü sosyal ve kültürel faaliyetlere şevk ve aşk ile katılan, kitap okuyan, konuşan, eleştiren, soran ve araştıran bir öğrenci profili, bana bunları yazdırdı. İyi ki de yazdırdı. Çünkü bazı ezberlerin artık bozulması, toplumun ve yetkililerin aynaya daha çok bakması gereken bir çağa giriyoruz. Ayak uyduramayanların düşüp ezileceği bir çağda, günü birlik yaşamak yerine, çağların ve dağların ardına hazır bir nesil ancak bu ülkeye soluk aldırabilecektir.
Bu okulumuzu unutmayalım. Onların destek ve ilgiye ihtiyaçları toplum tarafından karşılandıkça, kendilerine olan güvenin artması sonucu ortaya daha güzel tablolar koyacaklarından o kadar eminim ki…
Yaklaşan mübarek Kadir gecesi ve Ramazan bayramının, ilçemize, ülkemize ve bütün insanlığa hayırlar ve güzellikler getirmesi dileğiyle…
Selam ve muhabbetlerimle
10.09.2009 Kızılcahamam
muzaffereker@msn.com
* Mustafa Erdoğan 12.05.03 DB Tercüman
