ESYAV

Kızılcahamam-Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı.

2009 Mart-Nisan Bülteni


ESYAV BÜLTENİ

 


"Vakıflar, yöneticilerine Allah'ın birer emanetidir. Emanete ihanet ise büyük günahlardandır. Vakıf yöneticilerimizin bu güne kadar olduğu gibi bundan böyle de vakfımızın hizmetlerini gönüllülük bilinci içinde, maddi, manevi özverilerle geliştirip genişletmelerini ümit etmekteyiz. Çalışmak bizden başarı yüce Allah'tandır.

ESYAV'ın kuruluşundan günümüze kadar vakfımıza hizmet verenlere uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz. Ölenlere yüce Allah'tan rahmet niyaz ederiz."

                             Kemal Güran

"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hadisi şerif

Vakfımız, Yüksek öğrenim öğrencileri burs ödemeleri için yardımlarınızı bekler.

Hesap Numaramız:

Türkiye Vakıflar Bankası 00158007285346288 nolu hesap.

"Hayır işleyiniz ki, kurtuluşa eresiniz." Ayet-i Kerime

www.esyav.com ziyaretçi sayısı

Online ziyaretçiler

Kemal Güran

Dreamweaver CS3FİLİSTİN HALKININ DRAMI VE DAVOS KRİZİ

2008 yılının son cumartesi günü İsrail devletince başlatılan bir savaşla Filistin topraklarının Müslüman kesimindeki GAZZE bölgesi, tüm dünyanın gözleri önünde 21 gün süre ile bir soykırıma uğradı. Uçaklardan atılan tonlarca Fosfor bombası her türlü korumadan yoksun bir halkın üzerine yağdı. Günahsız çocuklar, kadınlar, hastalar, yaşlılar, her sınıftan sivil insanlar acımasızca öldürüldü. Yaklaşık 1500 insan canını verdi. 5000 insan yaralandı, çoğu yaşamları boyunca acısını çekecekleri yaralar aldılar, sakat kaldılar. GAZZE halkı milyar dolarlarla ifade edilen maddi zararlara uğratıldı. Evleri, okulları, hastaneleri, camileri, yolları, köprüleri, elektrik santralleri, fabrikaları, ulaşım araçları yıkıldı, yok oldu. 

          Tüm bu olup bitenler medeni (!) dünyanın gözleri önünde olup-bitti. O medeni (!) dünyadan cılız bir ses dahi yükselmedi. Tüm dünyada bu vahşi şiddete seyirci kalanlar da bir insanlık suçunun işlenmesine ortak oldular. Ne acıdır ki, anlı-şanlı bir kısım Arap devletlerinin yöneticileri de dindaş ve soydaşlarının maruz kaldığı bu vahşet karşısında seyirciler arasında yerlerini aldılar. Türkiye halkı ve devleti başta olmak üzere İran ve Suriye dışında Arap olmayan diğer İslam ülkelerinden de beklenen bir tepki görülmedi.

          Tarih boyunca zulme ve haksızlığa karşı vicdanında isyan duyguları taşıyan Türk Milleti, bu zulme ve işlenen insanlık suçuna da isyan etti. Büyük katılımlı protesto mitingleri düzenledi. GAZZE mağdurlarına maddi yardım kampanyaları başlattı. Bir parça ekmeğinin yarısını GAZZE mazlumları ile paylaşmak istedi. Tüm sivil toplum kuruluşlarımız, basınımız, siyasi partilerimizin liderleri, başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere devlet ve hükümet yetkililerimiz insanlığın gözleri önünde haftalarca sürdürülen bu insanlık suçu karşısında haklı tepkilerini ortaya koydular. İsviçre'nin DAVOS kentinde düzenlenen yıllık Ekonomik Foruma katılan dünya liderleri önünde tartışılan GAZZE dramı ile ilgili tartışmada Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN oturumun yöneticisinin kendisine karşı yaptığı haksızlık karşısında gerekli ve haklı tepkisini gösterdi. Yerinde ve zamanında gösterilen bu haklı tepki 2009 yılına DAVOS krizi olarak damgasını vurdu.

           Değerli okuyucularım, bu yaşımda, Filistin halkının tarih boyunca çektiği acıları, günümüzde maruz kaldığı soykırımı sizlerle paylaşmak istiyorum;

          Filistin coğrafyası, Akdeniz'in güneydoğu ucunda, Asya ile Afrika kıtaları arasında bir geçit ve köprü konumundadır. Bu bölge Milattan önceye kadar uzanan çok eski bir tarihe tanıktır. Filistin toprakları, tarih öncesi devirlerden itibaren çeşitli kavimlerin ilgi odağı olmuştur. Bu ilginin en önemli nedeni, bölgenin stratejik konumu, üç büyük ilahi dinin doğuşunda ve gelişiminde oynadığı rol ve içinde barındırdığı kutsal mekânlardır. Bu topraklar, Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin büyük çoğunluğunu da bağrında barındırmakta, en eski medeniyetlerin beşiği olma özelliğine de sahip bulunmaktadır.

           Filistin'in bilinen en eski sakinleri, dünyanın tanıdığı en eski milletlerinden biri olan ve Arapların atası kabul edilen AMALİKA kavmidir. Bu yöre, daha sonra sıra ile Hz. İbrahim'e ve onun torunu olan Yakup Peygamberin milleti KENANİLERE, denizci kavimler olan FİNİKELİLERLE FİLİSTLERE yurt oldu. Mısır firavunlarının zulmünden kaçan İSRAİLOĞULLARI da Hz. Musa'nın öncülüğünde Filistin topraklarına sığındılar. İsrailoğullarının kral peygamberleri Hz. Davut ve oğlu Hz. Süleyman güçlü devletlerini Filistin coğrafyası üzerinde kurdular.

           Mekke'deki Kâbe'den sonra dünyanın en eski mabetlerinden biri olan Mescid-i Aksa Hz. Süleyman tarafından KUDÜS şehrinde inşa edildi. İsrail devletinin iç karışıklıklar nedeniyle çökmesinden sonra Filistin toprakları sıra ile ASURLULAR, İRANLILAR, BÜYÜK İSKENDER İMPARATORLUĞU, SURİYE ve MISIR'a egemen devletler, HELENLER ve nihayet ROMALILARIN hâkimiyeti altına girdi. İSRAİLOĞULLARI bu yabancı hâkimiyetler döneminde büyük zulümler gördüler, acılar çektiler, sürgüne gönderildiler, dünyanın çeşitli yerlerine göç etmek zorunda kaldılar.

           Hz. Muhammed (s.a.v.) in Miracının Kudüs'teki Mescid-i Aksa'dan başlamış olması Müslümanların namaz kılarken yöneldikleri yönün ilk zamanlarda Mescid'i Aksa olması, Filistin yöresi ve onun manevi merkezi olan Kudüs'ü Müslümanlar için önemli kılıyordu. Bu nedenle Filistin yöresi ve Kudüs Müslümanların İslam topraklarına kattıkları ilk yerler arasında yer alır. Bizzat Hz. Peygamber tarafından başlatılan Filistin ve Suriye'nin fethi çalışmaları Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in hilafetleri yıllarında hız kazandı. Tüm Filistin coğraftası ve Kudüs Miladi 637 yılında Hz.Ömer'in hilafeti zamanında fethedildi. Filistin ve Kudüs'ün İslam topraklarına katılması sırasında onlarca sahabi bu topraklarda şehit oldular, kutsal bedenleri Filistin topraklarında kaldı.

           Filistin toprakları ve Kudüs, EMEVİLER, ABBASİLER, FATIMİLER, SELÇUKLULAR, EYYUBİLER ve nihayet MEMLÜKLÜLER İslam devletlerinin egemenliği altında 900 yıla yaklaşan bir süre geçirdi. Bu dönem Kudüs Haçlı ordularının hedefi oldu. Batı Avrupa Hıristiyan devletlerinin düzenlediği onlarca Haçlı Seferi sonrasında kısa bir süre Haçlı ordularının egemenliği altında da kaldı.

           Osmanlı Sultanı Yavuz Selim 1516 yılında Filistin ve Kudüs'ü Osmanlı toprakları arasına kattı. Osmanlı Devleti'nin bu yöredeki egemenliği dönemi, 1918 yılında 1. Dünya Savaşı sonrasına kadar, aralıksız 400 yıl sürdü. Bu dönem Filistin tarihinin en huzurlu dönemi oldu. Osmanlılar Kudüs'ü ve Mescid'i Aksa başta olmak üzere Kudüs'teki bütün kutsal mekânları yeniden inşa ettiler. Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlardan oluşan Filistin halkı huzur içinde 400 yıl bir arada ve kardeşçe yaşadılar.

           Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı sonrasında Filistin'i terk etmek zorunda kaldı. Yöre, İngiliz egemenliği altına girdi. İngilizler, Filistin, Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen topraklarına, başta petrol olmak üzere buralardaki enerji kaynaklarına ve yer altı zenginliklerine hâkim olmak için Arap kabile başkanlarını siyasi gelecekler ve maddi çıkarlar vaat ederek Osmanlı'ya karşı kullandılar. Yahudilerin gözü de Filistin topraklarındaydı. Oraya yerleşmek için Osmanlı Sultanı Abdülhamit Han'a ve daha sonraki yıllarda İttihat ve Terakki üst yöneticilerine çeşitli rüşvetler teklif ettiler, fakat başarılı olamadılar. İngilizler'in yöreyi ele geçirmeleri Yahudiler için bulunmaz bir fırsat oldu. Fransız ve İngiliz himayesinde Filistin topraklarına göçler ve toprak satın almalar yolu ile adım adım yerleştiler. Torunlarının geleceğini düşünmeyen bir takım aç gözlü Filistin halkı büyük paraların çekiciliğine kanarak topraklarını Yahudilere sattılar. 2. Dünya Savaşı sonrasında İngilizlerin ve Amerikalıların himayesi ile alınan bir Birleşmiş Milletler kararı ile 15 Mayıs 1948 tarihinde İSRAİL Devletini kurdular. Kurnaz İngiliz ve Amerikan politikacıları hep böyle yaparlar. Maşa varken ellerini ateşe sokmazlar. Öldürdükleri cesedi başkalarına taşıtırlar. Aynı oyunu Misak-ı Milli sınırlarımız içindeki Kerkük ve Musul içinde oynamışlardı. Kerkük ve Musul'u da bir Birleşmiş Milletler kararı ile elimizden almışlardı. Ne hazindir ki, bir Birleşmiş Milletler kararı ile kurulan İsrail Devleti bu gün Birleşmiş Milletlerin kararlarını da tanımamaktadır. Aradan 60 yıl geçti fakat Filistin'de kavga bitmedi. Filistin halkının acıları dinmedi, bundan sonra dinmez de. Tarihin gerçeği ve sosyolojinin kuralları işlemektedir. Binlerce yıldan beri süre gelen serüven bir kez daha gerçekleşecektir. Bu gün çok güçlü görünen İsrail Devleti ve Yahudi milleti için geri sayım başlamıştır. Filistin coğrafyası tehlikeli bir coğrafyadır. Geçmişte onlarcası tarihin karanlık sayfalarında kaybolup giden milletler gibi Yahudi milleti ve İsrail Devleti de arkasında acılar bırakarak yok olup gidecektir. İsrail devleti ve onun yandaşları olan Amerika ve İngiltere 60 yıldır Filis-tin halkına karşı çok yönlü politikalar uyguluyorlar. Bunda başarılı da görünüyorlar, şöyle ki;
1- İsrail, yandaşlarından ve dindaşlarından aldığı sınırsız para gücü ile toplumuna iyi bir eğitim veriyor, halkının refah düzeyini arttırarak desteğini sağlıyor. Bilimsel araştırmalarla teknolojisini geliştiriyor. Ordusunun vurucu gücünü yıldan yıla geliştiriyor.
2- Yandaşlarının da desteği ile çevre Arap ülkelerinin yöneticilerini gerektiğinde tehditle korkutuyor, gerektiğinde parasal destekle Filistin'de uyguladığı zulüm karşısında tepkisiz hale getiriyor.
3- Filistin halkının, yoksulluğundan, eğitimsizliğinden ve bilinçsizliğinden yararlanarak onları bölüyor, bir araya gelmelerini engelliyor.
4- Denetimi altındaki ajanslar ve medya kuruluşları aracılığı ile dünya kamuoyunu kendi amaçları doğrultusunda yönlendiriyor, yaptığı zulümlerin, 60 yıldır bir topluma karşı uyguladığı vahşetin ve acımasızlığın dünya kamuoyunun bilgisine sunulmasını engelliyor.

           İsrail Devletinin ve yandaşlarının bu acımasız ve zalim politikaları etkinliğini daha uzun yıllar sürdüremez. Nitekim Filistin halkına karşı uyguladığı son 21 günlük vahşet, dünya insanlığının vicdanlarını yaralamıştır. İsrail Devleti ve Yahudi toplumları insanlığın önünde büyük prestij kaybına uğramıştır. Gelecek yıllarda bu prestij kaybı hız kazanarak devam edecektir. Asırlardan beri zulme maruz kaldığı propagandasını insanlığın kafasına yerleştiren Yahudi topluluklarının dahi bu gün dünyanın en zalim devleti haline gelen İsrail Devletinin Filistin halkına reva gördüğü zulümden rahatsız olduklarını sanıyorum.

           Sonuç olarak şunu belirtelim; İsrail Devletinin ve yandaşlarının bir hesabı varsa Yüce Yaratanın da bir hesabı vardır. Tarihin hiçbir devrinde hiçbir topluluk zulümle dünya coğrafyasından yok edilmemiştir. Bunun en belirgin örneği bizzat Yahudi toplumudur. Asırlar süren zulümlere maruz kaldıkları halde bu gün dünyanın her yerinde refah içinde ve güçlü şekilde ayakta duruyorlar. İsrail Devleti ve halkı Filistin halkını soykırım benzeri uygulamaları ile dünya coğrafyasından silmek istiyorsa bu amacına hiçbir zaman ulaşamayacaktır. Belki de kendisi yaptığı zulümlerin altında ezilip yok olacaktır.
Bekleyelim ve görelim.

           Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.

 


www.esyav.com Kızılcahamam-Çamlıdere Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı