Erbay KÜCET
TBMM Kültür ve Sanat Müdürü
Kiracılık Güzeldir
Dünyada ev sahibi değil 'Kiracı' olmalıyız. Nasıl ki bu dünyada oturduğumuz evler bizim olmadan kiralayarak ve ev sahibine belli miktarda aylık ödemeler yaparak oturabiliyorsak, gezegenimizde de aynen evinde oturduğumuz ev sahibinin kural ve kaidelerine uyarak oturmalıyız. Yok, ev sahibi gibi oturacaksanız o zaman iş değişir. Dünyayı bize bahşeden ve oturup, yaşamamıza müsaade eden dünya evinin sahibi kendi evinde kendisine karşı çıkmamamızı, onun dediklerini uyguladığımız takdirde evinde rahatça oturup günümüzü sağlıklı, neşeli ve mutlu geçireceğimizi de hatırlatmaktadır. Biz de ona inanarak 'Senin evinde senin dediklerini yapacağız' sözünü vererek, bize uzatılan kontratı imzalamış oluyoruz. O kontrat ise 'Fatiha Suresi'dir. Her gün en az kırk defa ev sahibimize akdimizi yineleyerek verdiğimiz sözümüzde “Hamd (övmek, övülmek); O, âlemlerin Rabbi, O Rahmân, Rahîm, O, âhiret gününün mâliki Allâh'ın (hakkı) dır. O'na mahsustur. İlâhi! Yalnız Sana ibâdet ve kulluk ederiz, sade Sen'den yardım dileriz. Bizi doğru yola hidâyet eyle. Kendilerine bol bol nîmet verdiğin bahtiyarların yoluna ki onlar ne azıp sapmış, ne de gazabına uğramışlardır.” dedikten sonra 'Âmin' sözüyle de duamızı kabul eyle Allâh'ım! diyerek sonuçlandırıyoruz.
Yani bir başka ifade ile “Allah'ım senin kontrat olarak bize yolladığın bu emirlere uyacağımıza dair sana söz veriyoruz.” diyerek kulluğumuzu pekiştirince, Rabbimiz de “Sen benim dediklerime uyacağına dair altına imzanı attığın Fatiha Suresi'nden sonra uyacağın kurallar manzumesi diğer sayfalardadır, onlara da uymanı arzu ediyorum” diyerek bizi yönlendirmekte gecikmemektedir. Dünya gezegeninde oturma süremizi de bize bu imkânı karşılıksız sağlayan ev sahibimiz bilmektedir. Bizim evde oturma süremizi bilmek gibi bir lüksümüz yok. Ev sahibi bize gezegenimizde oturma süremizi belirlediği için bizim ne kadar oturacağımıza da, O karar verdiğinden kontratın bu maddesi tek taraflı imzalanmaktadır. Bu dünyada kiracı olduğunuzu bilirseniz dünyaya fazla asılmadan, üzülmeden, tasalanmadan teslim olarak yaşarsanız mutluluğu yakalamış olursunuz. Aksine , “Ben, kendi bildiklerimi yaparım, ev sahibi karışamaz bana!” diyor veya demek istiyorsanız, o zaman kontratın ilgili maddeleri yürürlüğe girer. Hayatın tadını çıkaramaz, her zaman “Acaba ev sahibi ne zaman evimi boşalt” diyecek diye bekler durursunuz. Hâlbuki O'nun dediklerini yapabilsen veya yapma gayreti içerisinde olabilsen o zaman mutluluğu yakalamış olursunuz. Zaten evin sahibi oturma süresinin bitmek üzere olduğunu bir şekilde bizlere hatırlatmaktadır. Nasıl mı? Bazen saçlarımıza ak düşürerek, bazen ayaklarımızdaki ağrıları ve sızlanmaları artırarak, bazen de aynaya baktırarak. Önemli olan bu mesajı doğru algılayabilmemizdir.
Gelişim mi, değişim mi?
Birçok insan, kişisel gelişimin “ideal bir insan olmak” ya da “değişip, başka bir insan olmak” olduğunu zannediyor. Bu bir bakıma doğru, bir bakıma da yanlış. Yanlış; çünkü ideal bir insan diye bir şey yok. Doğru; çünkü kişisel gelişim, kendi olabileceğinin en iyisi, ideali olmak. Tabi ki, bu da bizim değişimimizle olabileceği için, zamanla “başka bir insan oldum” gibi bir şey oluyor. Ama aslında bu yeni ben, “asıl ben” den başkası değil. Kişisel gelişimin en büyük ödülü kişisel bütünlük, farkındalık ve kendinle barışık olmak. Bunlar da, gerçek mutluluk ve başarının temelini oluşturuyor.
Asıl “ben”den ne kastediyorum? Hepimiz, bazı özelliklerin bileşimi ile dünyaya geliriz. Bu özelliklerin bazıları altın gibi pırıl pırıldır. Ancak; zamanla bu özelliklerimiz genetik, ekonomik, çevre, eğitim gibi etkenlerle değişir. Ama içimizdeki hep aynı kalır. İşte, kişisel gelişim bu içimizdeki “ben”i yeniden ortaya çıkartmaktır. Onun için kişisel gelişim, kendimize verdiğimiz bir yatırım sözüdür. Bunu kendinize borçlusunuz.
Tarihin ilk çağlarından, ilk insanlardan bu yana hep var olan kişisel gelişim sayesinde insanlar, kendilerini geliştirerek bugünlere geldiler. O dönemlerde insanlar, öyle ya da böyle hayatlarını sürdürüyorlardı, uzmanlaşma yoktu ama sonra her alanda işin ehli insanlar ortaya çıktı. Günümüzde anne ya da baba olmak için diplomaya, ehliyete ihtiyaç yok ama artık insanlar işi tesadüfe bırakmak istemiyorlar. Anne-baba okuluna, evlilik okuluna gitmek gerekiyor. Geleceğin dünyasında diploması olmayanlar evlenemeyecekler, çocuk doğururken bile diploma soracaklar mı dersiniz acaba?
Bir bürokrat dostumuz, emekli olurken yaptığı veda konuşmasında şöyle bir cümle söylemişti; “Sekiz yıldır bu kurumun Genel Müdürüyüm, çok şükür alnımın akıyla aldığım gibi bırakıyorum.” O gün herkes, onu alkışladı, ama bugün bir kurumun başında bu kadar sene görev yapan ve aldığı gibi bir hizmet anlayışı bırakan bir adamı kimse alkışlamaz. Çünkü o zaman ülkemizde gelişme ve kalite fikri yoktu, araştırma-geliştirme nedir bilinmiyordu, bugün aynı kurumda ve aynı şartlarda gelişimden söz etmeden etliye tatlıya ve dahi sütlüye katılmaksızın sekiz yıl Genel Müdür olarak görev yapmanız mümkün değildir.
Gelişme fikri bize Batıdan geldi
Kalitenin bir kader olmadığını, çalışarak gerçekleştireceğini öğrendik. Devamlı gelişmek gerektiğini kavradık kavramasına ama aslında bu bizim kendi kültürümüzde ve geleneğimizde yer alan bir olguydu. Kendimizi unutunca başkalarından görüp, sarılıverdik kaybettiğimiz değerlerimize dersek sanırım konuyla ilgili çalışmalar yapanları üzmemiş oluruz. Mevlâna “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni bir şey söylemek lazım” diyerek başlı başına kişisel gelişimin ana fikrini hatta baş sözünü yıllar öncesinden ifade etmiştir.
Silgi Kullanmadan Yaşamak
Silgi kullanmadan resim çizme sanatına, hayat deniliyor. Öylesine güçlü olun ki, hiçbir şey huzurunuzu bozmasın. Sağlık, mutluluk ve zenginlikler hakkında konuşun. Dostlarınıza değerli olduklarını hissettirin. Her şeyin iyi yanını görmeye çalışın. Başkalarının başarılarına kendi başarınız kadar sevinin. Geçmişin hatalarını unutun ve onlardan yararlanın. Neşeli davranın ve herkese gülümseyin. Kuşkular karşısında çok düzeyli, öfke karşısında çok olgun, korkular karşısında çok güçlü ve sorunlar karşısında çok mutlu olun ki, silgiye gereksiniminiz kalmasın.
Ve unutmayın; hayat duygularımızı bastırmamıza izin vermeyecek denli kısadır.
