ESYAV

Kızılcahamam-Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı.

2009 Mart-Nisan Bülteni


ESYAV BÜLTENİ

 


"Vakıflar, yöneticilerine Allah'ın birer emanetidir. Emanete ihanet ise büyük günahlardandır. Vakıf yöneticilerimizin bu güne kadar olduğu gibi bundan böyle de vakfımızın hizmetlerini gönüllülük bilinci içinde, maddi, manevi özverilerle geliştirip genişletmelerini ümit etmekteyiz. Çalışmak bizden başarı yüce Allah'tandır.

ESYAV'ın kuruluşundan günümüze kadar vakfımıza hizmet verenlere uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz. Ölenlere yüce Allah'tan rahmet niyaz ederiz."

                             Kemal Güran

"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hadisi şerif

Vakfımız, Yüksek öğrenim öğrencileri burs ödemeleri için yardımlarınızı bekler.

Hesap Numaramız:

Türkiye Vakıflar Bankası 00158007285346288 nolu hesap.

"Hayır işleyiniz ki, kurtuluşa eresiniz." Ayet-i Kerime

www.esyav.com ziyaretçi sayısı

Online ziyaretçiler

Yöremizin yetiştirdiği mümtaz şahsiyet RIZA ÇÖLLÜOĞLU

Dreamweaver CS3“ Ya okurum ya da ölürüm, okumadan gitmem” dedim.

Kemal GÜRAN: Bugün, Kızılcahamam, Çamlıdere yöresinin yetiştirdiği değerli hocamız Rıza Çöllüoğlu ile mülakat yapacağız. Değerli hocam, önce çocukluk yıllarınızdan başlayalım isterseniz; doğum tarihiniz, doğum yeriniz, anneniz, babanız ve kardeşleriniz hakkında bizi aydınlatmanızı rica edeceğim?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Bu fakir 1928 doğumlu ama ağabeyim Mehmet Çöllüoğlu 1927 doğumlu olduğumu söylerdi. (Kızılcahamam'ın Korkmazlar köyü) Mehmet Karataş (merhum Ramazan Hoca'nın babası) köyümüzde bizim hocamızdı, bizim uzaktan da olsa akrabamız olurdu. Zeki bir insandı. Bu fakire 6 yaşında Kur'an'ı hatmettirdi.
Kemal GÜRAN: O zaman köyünüz kaç haneydi?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Aşağı yukarı 30 hane.
Kemal GÜRAN: Okuyan kaç öğrenci vardı?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: 15-20 kadar öğrenciydi, kız çocukları da var tabii. Ben 3-4 sene kış mevsimlerinde köy hocasında okudum. Biz kalabalık bir aile idik hoca efendi. Babam Hüseyin Çöllüoğlu, Annem Zeliha Çöllüoğlu, 4 oğlan, 3 kız olmak üzere 7 kardeş, kalabalık bir aile idik. Babam rençperlik yapardı, hiçbir şeyi yoktu. Fakat cesur, çalışkan adamdı, bizi hiç kimseye muhtaç etmedi. Mesela bir Reşat altını 5 Lira iken, ben Çamlıdere'de kalırken okuduğum eve 12 Lira para öderdi. Nasıl öderdi, ne olurdu bilmem. Aylık 12 Lira çok korkunç bir şey. 1939 kış mevsimi 11. ayında olmalı, ilk kar yağmıştı. Çamlıdere'den Manifaturacı Kel Ahmet derlerdi, iyi bir insandı. Benim okumama o sebep oldu. Hafız Halil Efendi'ye o götürdü beni. Bir cuma günü, bir merkebe nevale koyduk. Hoca efendiyi gördük, Hacı Ahmet, Halil Hoca'ya dedi ki, “sana sesi güzel fevkalade bir öğrenci getirdim.” Hafız Halil Efendi, “böyle uçuruyorsunuz, kaçırıyorsunuz fakat o kadar da fevkalade çıkmıyor, bir hafta deneriz, eğer bir şey görürsek durur, yoksa elini öper” dedi. Babam da köylü adam, “hocam siz okutun da biz sizi memnun ederiz” dedi. Hafız Halil Efendi de biraz gülümsedi, “Çamlıdere beni memnun edemiyor da Hüseyin Ağa sen mi beni memnun edeceksin?” dedi.


Kemal GÜRAN: Halil Efendi dediğiniz Halil Okur mu?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Evet. Halil Efendi, çok sert bir adamdı. Atatürk vefat etmiş, İsmet Paşa Reis-i Cumhur olmuş, bizim köyün yolundan geçecek diye beklediler. O küçük odada anlatıyorduk, Hoca Efendi çıktı geldi, şimdi İsmet Paşanın nasıl geldiğini ben size anlatırım dedi, eline bir demir aldı, bizim hepimizi pırasa doğrar gibi doğradı. Amma sert adamdı, makamı nur olsun.
Kemal GÜRAN: Söz buraya gelmişken, Halil Efendinin, doğumu, tahsili, imamlığı, hafızlığı ve belediye başkanlığı hakkında bizi biraz aydınlatır mısınız?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Hoca Efendi 500 hanelik köyün imamıydı. Hanımı Nezih Hanım derlerdi çok titiz bir kadındı. Allah makamını nur etsin asaletli bir hanımdı. Hoca Efendi resmen Belediye Reisiydi. Belediye reisi olarak da öldü. Hoca Efendi ilmi vakarını hiçbir zaman zedelemedi. Bizim orada okumamız tabii biraz da cesaret işi, orası nahiye. Hoca Efendiyi Nevzat Tandoğan severmiş. Nasıl severse herhalde bir yerde okuttu ve beğenmiş olmalı. Biz orada iken Nevzat Tandoğan sırf Hoca Efendiyi ziyaret için geldi. Vali Hocayı sevince ötekilerin de ağızları tutuldu.
Kemal GÜRAN: Hacı Vasıf Efendi sağ mıydı sizin zamanınızda?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Vefat etmişti. Hacı Vasıf Efendi, “ilmi teşbih gerekirse İmam-ı Azam bir kazan suyu içmiş, biz kazan tangırtısı ile geziyoruz” dermiş, çok değerli bir insanmış. Kızılcahamam kaza olunca onu müftü olarak tayin etmek istemişler. “Ben onların istediği gibi bir müftü olmam, benim istediğimi de onlar kabul etmez” diyor. “Bu kirli sarığın yanından ayrılmam, Rab benim canımı alsa da” diyor, kabul etmiyor. Kitaplarından bazılarını bana verdiler. İyi bir alimmiş. Bir zat-ı muhterem vardı, “Yetimin Hüseyin” derlerdi, bana dedi ki, “evladım sen buradan git, sen kışın uzun uzun ezan okursun, sesin güzel dedi. Kalırsan babanın yanında çift sürersin hiçbir işe yaramazsın dedi. Ben de “ne yapayım amca?” dedim. “İstanbul'a git” dedi. O gece nüfus kâğıdını gizlice evden aldım. Ertesi gün 1946'da Ankara'ya geldik, Ankara'da istasyonda trene binmeyi de bilmiyoruz, köy çocuğuyuz. Ahmet Nazif Efendi, “hafız mısın sen?” dedi. Güdüllüymüş. “Senin biletini alıvereyim ben” dedi. Beraber bindik. İstanbul'a varınca Karaköy'de indik, dedi ki, “şu camii senin hocanın camisi.” Nur-u Osmaniye Camii, camii hocası Ramazan bayram tatiline Balıkesir'e gitmiş, 3,5 gün gelmedi. Hilmi Efendi'de okudum ben, Hilmi Tunus'da 10 gün okudum. Onu bıraktım Akkuş'a gittik. Hasan Akkuş geldi, Mahmudiye Oteli'nde kalıyoruz. Sipahi Palas'ın orada, Nur-u Osmaniye'de.


Kemal GÜRAN: Nasıl kalıyorsunuz?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: 30 lira para buldum, para bitiyor. Her gün bir lira, Allah koruyunca koruyor. Hasan Akkuş Hoca Efendi geldi, “Sen kimsin?”dedi. “Ben Kızılcahamamlıyım” dedim. “Niye geldin buraya?” dedi. “Okumaya” dedim. “Kim dedi sana buraya gel diye?” dedi. “Kendim geldim” dedim. “Ne halin varsa gör” dedi. Camiinin kubbesi tepeme yıkılıverdi. Para yok, bir şey yok. Ama azmettik. Ben “ya okurum, ya da ölürüm, okumadan gitmem” dedim. Çünkü imamlık da yaptım ya, giderim Trakya'da imamlık yaparım gelirim okurum. Azim çok mühim, Atikali'nin müezzini okuyormuş hocada; “buraya boşa gelip durma, bu hem okusun, hem de senin camide yatsın” dedi. Ali Osman Atakul bize destek oldu o zaman, Marputçular'da müezzindi. Kur'an-ı Kerimi 11. aydan, 3. aya kadar, tamamen okudum bitirdim. Mayıs ayında cemiyet oldu herkes belgeyi aldı gitti. Beyazıt'a naklettik müezzinliği, evvela Nur-u Osmaniye'de 17 yaşında müezzin oldum. 80 kişi imtihana girdik, imtihan kitabını ezberledim, birinci olmuşum ben. Şef İbrahim Efendi geldi sert bir adamdı. “Çöllü, sen birinci olmuşsun, nereyi istersin, kanunda bu var” dedi. Ben Nur-u Osmaniye'yi isterim dedim. Nur-u Osmaniye'de vekâleten 6 ay müezzinlik yaptım, Ali Osman'a “gel sen de yat burada” dedim, üst kata çıktık, ondan sonra asıl imtihan oldu, gene birinci oldum ben.
Kemal GÜRAN: Ne kadar maaş alıyordunuz?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Ben vekil olduğum zaman altı buçuk lira aldım. Beyazıt'ta asil olunca on iki lira aldım.
Kemal GÜRAN: Fatih Camii'nde de müezzinlik yaptınız mı?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: 1946'dan 1949'un sonuna kadar orada kaldım ben. 1949'un sonunda askerliğimiz geliyor diye Ankara'ya geldik. İstanbul böylelikle kapanmış oldu.
Kemal GÜRAN: Evlilik ne zaman oldu?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Bizim kayınpeder Bursalıdır. Fatih Camii'ne geldim, askerlik şubesinin yanında bir kulübesi vardı. Bizim Refika da o zaman, camiinin cemaatindendi. Cemaatten olunca gelip giderken görürdüm. Tanıdığım bir hanımın vasıtası ile istettik.1949'un son ayında evlendik.
Ankara'dan askerliğe gittim daha sonra tekrar Ankara'ya geldim. Hava kuvvetlerinin oradaki camide imamdım, tam iki yıl Arapça okudum askerde. Garnizon komutanı iyi komutandı, bana bir belge verdi, bu askere kimse dokunmaz diye, serbest. Camiinin de imamıydım. Orada ben Arapça okuttum, bazıları müftü oldular. 1953'ün sonunda murakıplıktan sonra vaiz oldum. Yuva Hatibinden çok istifade ettik biz, okumadık ama beni çok severdi. Ben de ona saygıda kusur etmezdim. Yuva Hatibi ile birlikte Üstat Bediüzzaman Sait Nursi´yi Emirdağ'ında ziyaret ettik.
Kemal GÜRAN: Bu ziyareti anlatır mısınız?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Denizlili Ahmet Nazif ile beraber gittik. Mahmudiye üzerinden gittik, Hatip Hoca gitti, bir saat kaldı, ben de yarım saat kaldım. Gözetim altında ahşap binada, jandarma önden gidiyor biz arkadan gittik.
Kemal GÜRAN: Üstat ile görüşmenizde neye şahit oldunuz hocam?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Bir ranzası var, Ege tahtasından bir masa, bir Kur'an-ı Kerim var, karşısında da bir portakal sandığı var, kim gelirse oraya oturtacak, bir ibrik, bir de leğeni var. Ben bir rüya görmüştüm, onu artık burada söyleyebilirim, ben bir hastalık geçirdim, zehirlenme oldu. Yuva Hatibi dedi ki, “tıbba yöneldin evladım, biraz da maneviyata yönelsen” dedi. O gece rüyamda Cihanın Efendisini gördüm: Sahne gibi yüksek bir yerde, orada oturuyordu, Bediüzzaman önde, onun arkasında Yuva Hatibi şöyle boynu bükük. Bu rüya tabii, esbap ilminden değildi. Sahibine işaret olabilir ve Peygamber Efendimiz, “Benim yeryüzünde vekilim budur, buna müracaat et” dedi. Bediüzzaman'a bunu söyleyince Bediüzzaman allak bullak oldu. Kalktı, heyecanlandı, ağladı. “Ben o değilim” dedi, “Risale-i Nur'un şahsı manevisidir” dedi. Kucakladı beni, alnımdan öptü, seni kardeşliğe kabul ediyorum dedi. Severiz de hizmet edemedik. Çok kitaplarını okudum. Bir gün rüyamda; bir su akıyor, değirmen var, “bu nereye gidiyor?” dedim, Bedüizzaman'a gidiyor! Bediüzzaman büyük adamdı, saygıdeğer bir insan. Bediüzzaman her zaman için ışıktır, alabilirsen al bir şeyler. O ehl-i tariktir aynı zamanda, Nakşî'dir,
Kemal GÜRAN: Peki, hocam gelelim emekliliğe, emeklilik kaçta oldu?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: 1976'da Ankara vaizi olarak emekli oldum.
Kemal GÜRAN: Sizin emekli olduktan sonra ortaya koyduğunuz en yüksek performans bu Muradiye Vakfı çalışmaları ile ilgili, şu anda kaç tane Kur'an kursu ve kaç okulu var Muradiye Vakfının?
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Pek bilemeyeceğim, bir ara 28 Şubat'tan önce 40 Kız Kur'an kursumuz vardı. Bunların 18-20'si kapandı, bunların mali olanakları Vakıftan değil de bu fakir bunların hepsine koşar. Bu günün kızı yarının annesi olacak bunları ele alalım. Okullarımız da epey var.
Kemal GÜRAN: Hocam sizin tasavvufî hayatınız da var, bize de biraz aydınlık olur, bu konuda gerek tecrübeniz ve yaşantınız gerekse kanaatlerinizi az çok söylediniz de daha çok yaşantı ile ilgili konularda sır olmayan taraflarıyla bizi aydınlatırsanız memnun oluruz.
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Kemal Hocam, tasavvufu kitap ve sünnetin dışına çıkarır bir yere alırsan ölünceye kadar bulamazsın. Tasavvuf 50 metrelik bir yolun tam ortasından yürümek gibidir. Bu gün tasavvufu yaşayalım diyenlerin çoğu uçurumlarda geziyor, kadınla, kızla, şununla bununla. Tasavvuf kitap ve sünnetin ortasında olmaktır. Tasavvuf, fiilen yaşamaktır. Sonra Sami Efendi Hazretleri içine kapalı bir insandı, dışına yönelik değildi, mesela zikr-i cehrî hiç yaptırmazdı. Böyle bağırma, çağırma, bunlar yok. Kadından bizim Türkiye'de ve Dünya'da nakşî tarikatında hiç halife yoktur, dedi. Şimdi işler karmakarışık gidiyor. Eğer Sami Efendi Hazretleri olmasaydı bu fakir, ben tasavvufun aleyhinde bir adamdım. Okuduklarıma “aman sen de” derdim. Bir gün rüyamda, Kızılcahamam'a gelmiş, Camiinin içinde hizmet edeceğim, diyorum ki, “Efendim bu gün öğle yemeğini bizde yiyelim.” “Mevlit parası ile mi yiyeceğiz” diyor. Ondan sonra bitti o iş. Sami Efendi kesinlikle tasavvuf ehliydi. Herkes bilmezdi, pek çok yaşadığımız anı var. Sami Efendi Hazretleri saat 12'de yatar, 02:30'da kalkardı. “Az yiyin, az yiyin” derdi, hiçbir sohbetinde bunu ihmal etmezdi. Erenköy'de oturur, bilet vereceği zaman “kaç kuruş bilet?” 50 kuruş, elli kuruşu verir, 1 lirayı vermez, neden? Milleti meşgul etmeyelim diye. Sami Efendi gönül ehliydi. Bir gün hanımla aramız açıldı, Kâbe'deyiz ve birbirimize küsüz, ikimizin de rüyasına girdi ve “hoş geldiniz” dedi. İkimiz de o gün akşama kadar ağladık, neden, nefis hırçın. Onu görünce nefis aldı başını gitti. Öyle acayip insandı, makamı nur olsun, ruhu şad olsun.
Kemal GÜRAN: Hocam, çoluk çocuk ne kaldı geride, tespit edelim.
Rıza ÇÖLLÜOĞLU: Ankara'ya 1950'de geldim Zekai isminde oğlumuz oldu, ben hava kuvvetlerinde askerken öldü. Ondan sonra 4 sene çocuğumuz olmadı. Hayli sıkıntılı günler geçti. Ondan sonra Cenab-ı Hak Hüseyin'i verdi.. Hüseyin Avni'dir, (4 sene sonra Avni ilahiyle oldu diye) babamın adı Hüseyin, Avni'nin manası Allah'ın yardımı ile, Saim ramazanda olduğu için adını Saim verdik. Mustafa recep ayında olduğu için Mustafa Recep adını verdik Teyzemizi çok severdik, kızımıza da Zehra adını verdik, o da evli 4 çocuğu var. Sami'ye de, Sami Efendi Hazretlerinin adını verdik.


www.esyav.com Kızılcahamam-Çamlıdere Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı