Yöremizin tanınmış işadamlarından Kamil Bostan ile..
“Kızılcahamam Çamlıdere yöresinin insanlarının karışıklığı yoktur; hepsinin sözleri iyidir, işleri iyidir.”
Sırrı Er: Bu gün yöremizin yetiştirdiği tanınmış iş adamlarından Kamil Bostan Beyefendi ile birlikteyiz. Kendisi ile bir söyleşi yapacağız. Kamil Bey, önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Kamil Bostan: 15 Şubat 1940’ta Ankara, Çamlıdere, Örenköy’de doğdum. Babam Kazım, annem Ayşe, biz beşkardeşiz, üçü kız, ikisi erkek, kız kardeşimizin biri vefat etti, kardeşler içinde en küçüğü benim. Benim dört çocuğum var, ikisi erkek, ikisi kız.
Sırrı Er: Çocukluk yıllarınıza ait unutamadığınız bir anınız var mı?
Kamil Bostan: 1954 senesinde Çamlıdere yeni kaza olmuştu, Aşağı Ovacık köyünden Mehmet Usta’yı su yapımına çağırdık, zamanın Kaymakamı da çalışmaları yerinde görmek için gelmişti. Kaymakam Bey, “Bu çocuklar ne iş yapıyor? Yaşları bayağı ileri.”dedi. Muhtarımız da, “Bunlar, kışın okurlar, yazın da köy yerinde sığır, davar güderler” deyince Kaymakam, “Bunların hepsini pazartesi günü getir, Çamlıdere’de okula yazdıralım” dedi. 20-25 kişi kadardık, Kaymakamın yanına gittik, bizi okula kayıt için gönderdi, benim yaşım büyük geldi, 14 yaşında olduğum için okula almadılar. O zamanlar başmuallim denirdi, şimdi ilköğretim müdürü diyorlar, Başmuallim Muttalip Bey, benim dayım Mehmet Ekiciler’in evinde kirada oturuyordu. Dayım benim için Muttalip Beye, “Hocam bunu idare edin, okula alın” dedi. Muttalip Bey de, “Müfettiş denetlemeye geldiği zaman okula birkaç gün gelmesin, okusun cahil olmasın.” dedi. Ben 10-15 gün okula gittim, iki öğretmen “bunun hakkı zâyi olmasın, bunu imtihana tâbi tutalım” dediler, bir imtihan yaptılar beni birinci sınıftan ikinci sınıfa geçirdiler. Ben bir sene okula gidebildim, ikinci sene gidemedim
Sırrı Er: Sizin asıl mesleğiniz nedir Kamil Bey?
Kamil Bostan: Asıl mesleğim kereste tüccarlığı. 1955 senesinde Ankara’ya geldik ve Kazıkiçi Bostanları’na yerleştik. Ağabeyim Şevket Bostan ile beraber Serpme Sokak’ta keresteciliğe başladık. 1960’a kadar Soğukkuyu’da kereste işi yaptık. 1961 yılında Siteler’e, Karacakaya Caddesi 41 numaraya taşındık. Biz iki kardeş, birlikte 1977-78 yılına kadar kerestecilik yaptık.
Sırrı Er: Kamil Bey, bu mesleği seçmenizin özel bir sebebi var mıydı?
Kamil Bostan: Bizim Kızılcahamam- Çamlıdere yöresinin insanları, hemşehrilerimiz kereste işi ile uğraşırlardı, biz de hemşehrilerimiz kereste işi yapıyor diye bu işe başladık ve devam ettik.
Sırrı Er: Meslek hayatınızda başınızdan birçok ilginç olay geçmiştir.
Kamil Bostan: İşimiz ticaret olunca, iyi ya da kötü her insanla karşılaşıyorsun, insanın dört başı mamur olmaz.
Sırrı Er: Asıl mesleğinizden başka iş kollarında da faaliyetlerde bulundunuz mu?
Kamil Bostan: Bizim çevremiz biraz geniş. Ulus’ta emlak üzerine bir büro açtık, parselasyon usulü çalıştık, bu güne kadar ticari hayatımda en ufak bir dedikodu bir yalan hiç olmadı, her işimizi dosdoğru yaptık, bu varlığı da Allah’ım oralardan verdi, bize nasip etti. Para da kazandık, itibar da kazandık.
Sırrı Er: Kızılcahamam, Çamlıdere yöresi, eski adıyla “Yabanâbâd” bölgesi hakkındaki duygularınız, düşünceleriniz nelerdir?
Kamil Bostan: Bizim Kızılcahamam, Çamlıdere yöresinin insanları, hemen hemen Türkiye’nin en temiz, en iyi, süzme, sade insanlarıdır. Karışıklığı yoktur; hepsinin sözleri iyidir, işleri iyidir.
Sırrı Er: Kamil Bey, sizin yöremizle olan irtibatınızı biliyorum, Çamlıdere’ye gittiğimde gördüm, güzel bir park yaptırmışsınız. Çamlıdere’de eviniz var mı?
Kamil Bostan: Kendi köyümde evim var. 1974-77 senelerinde 25-30 dönüm bahçe yaptım, üç katlı ev yaptım. Ayrıca 4 katlı köy konağı yaptırdım. Köy camisini yaptırdım. Mezarlığın duvarını yaptırdım.
Sırrı Er: Köyünüz ilçeye kaç kilometre?
Kamil Bostan: 6 kilometre. Köy konağında, bayanların gasilhanesi ayrı, erkeklerinki ayrı. Bayanların oturma odası ayrı, erkeklerinki ayrı. Bayanların yemek yeme yerleri ayrı, erkeklerinki ayrı, hep ayrı ayrıdır. 40-45 senedir, köyün her ihtiyacına koşarım, hastasına koşarım, cenazesine koşarım, düğününe giderim. Hepsine de yardımcı olurum, elimden ne gelirse, karınca kararınca, mağdurlara yardımcı olurum.
Sırrı Er: Kamil Bey, Çamlıdere diğer ilçelerle mukayese edildiğinde biraz geri kalmış gibi bir görüntüsü var. Nüfusu da az, oraların gelişmesi için neler tavsiye edersiniz?
Kamil Bostan: Bundan 25-30 sene evvel oraya bir sunta fabrikası yapılacak idi. Seyyid Ahmet ile Bekir isminde iki arkadaş Milli Nizam Partisi zamanında fabrika kurmak için izin almışlar. Benim yanıma geldiler, fabrikayı sen kur diye, ben de Çamlıdere’ye bir heyetle geldim ve toplantıda söz alarak, “Buraya yapılacak fabrikanın %51 hissesini bana verin, %49’unu da hemşehrilerimize vereyim, bu fabrikayı ben yaparım. Ben de kazanırım, burada çalışanlar da kazanır, hiç olmazsa ilçemize hizmet gelir” dedim, bana, “Senin paran da lazım değil, yüzün de lazım değil, git” dediler. O zaman fabrika açsaydık, bir sunta fabrikasında en az 3-4 bin kişi çalışırdı. Bizim Kurucaova dediğimiz yerin ormanı, sunta fabrikasının kerestesini karşılar kapasitedeydi. Yaptırılmadı, birlik olup da şu şöyle olsun demediler. Bunu deselerdi, biz burada yardımcı olurduk.
Sırrı Er: Tanınmış, itibarlı bir iş adamısınız, hayırsever bir kişisiniz, Ülkemizin ekonomik durumunu nasıl görüyorsunuz?
Kamil Bostan: Bir iki senedir bir kriz var, kiracılarımızdan para alamıyoruz. Hepsi krizi bahane ediyor. Parası olan da krizi bahane ediyor. Şimdi iş yerlerindeki kiracıların bazılarına kolaylık gösteriyoruz, tek ayakta dursun, çoluğunu çocuğunu geçindirsin, belki yanında 10-20 kişi çalışıyor, yanındakileri geçindirsin diye. Temennimiz, her şey çok iyi olsun, isteriz ki, memleket için iyi olsun, herkesin aşı olsun, işi olsun isteriz. Zenginlikten kimseye zarar gelmez, her şey fakirlikten gelir, yoksulluktan gelir. Bizim temennimiz, işler iyi olsun, Allah devlete, millete zeval vermesin.
Sırrı Er: Peki Kamil Bey, boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Özel ilgi alanlarınız, meraklarınız, sivil toplum kuruluşlarındaki çalışmalarınız, hayri hizmetleriniz, vakıflarınız, dernekleriniz, yani özel hayatınız?
Kamil Bostan: 1974 senesinde Karapürçek’te Muradiye Vakfı’na bir bina yaptık. Rıza Hocama birkaç arkadaş demişler ki, bu adam bu kadar parayı vermez, yapmaz. Bir gün hocam Ulus’a geldi. Biraz telaşlıydı, bana duyduklarından ötürü rahatsız olduğunu söyledi, ben de, “Hocam sen hiç merak etme, ben batsam da, benim hanımın, kızların altını, gümüşü orayı satın alır, orayı yapacağım” deyince Hoca Efendi rahatladı, boynuma sarıldı, “Ben onlara itibar etmedim ama gözümle göreyim, kulağımla duyayım diye geldim” dedi. Biz Taşdelen’de sunta işi yapıyorduk, Hoca Efendi yanıma geldi, “Pursaklar’da üç bina var, bunları yapıver” dedi, kardeşim Şevket Bostan da dedi ki, “Hoca Efendi, biz kendimiz bir yer yapacağız, ismimizi de yazdıracağız, böyle olursa olur” dedi. Hoca Efendi, “Hay, hay. Bizim de istediğimiz böyle bir şey, derhal yapalım” dedi. Oraya biraz yardımımız oldu. 1996 yılında Şeyh Ali Semerkandi Vakfından Tahir Alkan isminde bir arkadaş var, beni illaki aralarında görmek istediklerini söyledi. Ben esas hayırı yakınına yapacaksın, memleketime hizmet edeyim diye düşünerek kabul ettim. 10-15 arkadaş 1996 senesinde ÇESAV vakfı kuruldu. 1997 senesinde Çamlıdere mezarlığının yapımına başlandı. Kısa zaman içinde oranın yapımı tamamlandı.
Bizim Celal Ceylan isminde bir de hemşehrimiz var, her gün sabah kalkar, birlikte Çamlıdere’ye gider, akşam geri dönerdik. Oradaki masrafın yüzde yetmiş-seksenini ben karşıladım, diğer kısmını veren hemşehrilerden de Allah razı olsun, belki benim on liramdan, onun verdiği bir lira Allah’ın huzurunda daha değerli. Orayı bitirdik, dokuz senedir de oranın başkanıyım. Yetmiş üyemiz var, hiçbiri de itiraz etmez, Allah razı olsun. Allah ömür verir de gün gösterirse ruhumu teslim edinceye kadar hayır müesseselerine yardımcı olacağım, elimden geldiği kadar. Geçenlerde Keçiören’de bir kız yurdu yaptık, 300 kız öğrenci okuyor, 11 tane bayan öğretmen var.
Sırrı Er: Şimdi gelelim ailenizle ilgili soruya. Yengemiz kim? Nereli ve hangi tarihte evlendiniz? Çocuklarınız kaç tane?
Kamil Bostan: Eşimin adı Nezahat, kendi köyümden, 1950 senesinde evlendik, dört çocuğumuz var, büyük kızım Cevriye 1959 doğumlu. Bir oğlum vefat etti. Oğlum Kazım 1962 doğumlu. Küçük kızımın adı Fatma. Bir de küçük oğlum var, adı Bilal. Büyük oğlum Kazım Bursa’ya bir fabrika yapmıştı, tekstil üzerineydi, 1992 senesinde kurmuştuk, orada 12-13 sene kaldı. Şimdi fabrikayı kiraya verdik, orada tekstil işi olmadı.Şimdi beraber çalışıyoruz. Şimdi çocuklar yanımda, çocuklarımdan Allah razı olsun, çok itaatkârlar, hiç üst yanıma oturmazlar, lafıma laf katmazlar. Ağabeyim de bir şeye karışmaz, 85 yaşında, benden 15 yaş büyük, hiçbir şeye karışmaz, alırız, satarız, hayır yaparız. Ağabeyim bir günden bir güne, “bana da sor, alsak mı, almasak mı diye” demedi. Allah razı olsun. Geçimimiz de iyi, benim kız ağabeyimin oğlunda, ağabeyimin kızı da benim oğlanda. İçli dışlı gibiyiz. Ticaret işini ben yaparım, ev işine de hanım karışır. Evde ne sorun olursa gelirler hanıma danışırlar, torunlar, gelinler. Hanım bana der ki, “Kredi kartını ver, alış verişe gideceğiz.” Büyük kızımın arabasına biner giderler, ne ihtiyaçları varsa alırlar, gelirler. Allah’a çok şükür geçimimiz çok iyi, huzurumuz iyi, büyük küçük birbirine saygılı, hürmetkâr. Ben şimdi ağabeyime, “Hadi, git de başka yerde dur” desem bana “neden söylüyorsun” demez, gider. Benden 15 yaş büyük. “Yahu ben neden başka yerde durayım” demez. “Senin de bir bildiğin var” der, bana güvenir. Hanımım ile ağabeyimin hanımının bir gün dargın durduğunu ben bilmem. Ağabeyimin evliliğinde ben sağdıçmışım, benden 15 yaş büyük olunca ben 4-5 yaşlarındaymışım. Onun için aile içinde birbirimize karşı itaatimiz, hürmetimiz, saygımız var. Bir anımı anlatayım; 1997 senesinde umreye gidiyorum, anneme “Umreye gidiyorum, ne diyorsun” dedim. 115 yaşında annem vardı, Allah rahmet eylesin. Bana, “Oğlum, anne senin de canın ister mi diye teklif etmiyorsun” dedi, ben hemen anneme pasaport çıkarttım, tekerlekli sandalye aldım, Esenboğa havaalanında Çubuklu bir genç bizi pilot tarafından asansörle uçağa bindirdi. Bakanların oturduğu yere bizi oturttular, annemi, hanımı bir de büyük kızımı götürdüydüm. Gittik, anneme kendi ellerimle tavaf yaptırdım, en mutlu günüm odur. Muhterem, ben annemin yanında hanımımla konuşamazdım, ben hanımıma derdim ki, “Hanım, annem yaşlı, annemin yanında gülersek, yüksek sesle sohbet edersek belki “Ne kadar muhabbet ediyor, edep, hayâ kalmamış” der. Hanıma, “annemin yanındayken benden biraz uzakta dur” derdim. Şimdi var mı böyle insan? Sana soruyorum, varsa var de. Sırf annemin gönlü kırılır diye, hanıma “Hanım, senden hiçbir şey istemem, ne ceketimi tut ne de ayakkabımı çevir, annemin gönlünü hoş tut, dünyayı bana bağışlamış gibi olursun” derdim.
İşte böyle sevgili kardeşim, annemi 1997 senesinde umreye götürdüm, 1998 senesinde vefat etti. Annemin cenazesi çok kalabalıktı, belki 3-4 bin kişi vardı. Annemin elini öper evden çıkardım, akşam eve gelince elini öper “bir sıkıntın var mı” derdim. Annemin hayır duasını alırdım. Annem Osmanlı kadınıydı, eli yüzü nurluydu. Rıza Hocam, rahmetli Hacı ablamla beraber Çamlıdere Örenköy’e bayramlaşmaya gelirdi. Hocamı sayarım, severim, zenginim diye bir kibirim yok, ben bunun emanetçisiyim. Bunu veren Allah almayı da bilir. Ben, ne oldum havasına hiç girmedim, oturur işçiyle yemek yerim, sohbet eder, hal ve hatırlarını sorarım.
Sırrı Er: Efendim, söyleşimiz sona ererken bize söylemek istediğiniz son cümleler neler olacak?
