Sırrı ER
ESYAV Yayın Koordinatörü
KEMAL GÜRAN HOCAM
Yılı tam olarak hatırlamıyorum; 1970’li yıllardı. Kemal Güran’ın adını ilk kez babam Metin Er’den duymuştum. O, çocukluk yıllarından beri tanıştığı Kemal Güran’a hayrandı. Her zaman ondan övgüyle söz ederdi. Köylerimiz yakın olduğu için çocukluk yıllarında başlayan arkadaşlıkları okulda da devam etmiş. Kemal Hocam babamdan bir yıl önce, 1951’de girmiş Ankara İmam Hatip Okuluna ve okulu birincilikle bitirmiş. İşte bu yüzden babamın ona olan hayranlığı taa okul yıllarındayken başlamış.
Babam her fırsatta onun zekâsını, kendine olan güvenini, teşkilatçılığını, yöneticiliğini ve hitabet yeteneğini anlatır,onun yaptıklarını bizlere örnek gösterirdi. Bir hemşehrimizin başarılı bir bürokrat olması elbette bizler için övünülecek bir durumdu. O yıllarda kendisini hiç görmediğim fakat meziyetlerini çok duyduğum bu şahsı merak ederdim. Kim derdi ki o yıllarda tanışmayı çok istediğim bu muhterem şahısla, yıllar sonra ESYAV çatısı altında uzun yıllar beraber olacağım, yönetim kurulunda birlikte güzel ve hayırlı hizmetler yapacağım. Onunla o kadar çok anım var ki… Şimdi hatırladıkça hüzünleniyor ve sevgili hocamı rahmetle anıyorum.
Kendisini ilk defa 1990 yılında ESYAV tarafından verilen bir yemekli toplantıda gördüm. Kemal Güran hocam o zaman Türkiye Diyanet Vakfı’nın genel müdürüydü. Oradaki görevinden ayrıldıktan sonra 1992 yılında önce ESYAV yönetim kurulu üyesi, daha sonra da genel koordinatörü oldu. Bu arada vakıf toplantıları sebebiyle ben de kendisiyle tanışma ve yakınlaşma imkanı bulmuştum. Zaten babamla olan tanışıklığı sebebiyle samimiyetimiz kısa zamanda gerçekleşmişti.
Kendisini tanıdıkça gördüm ve anladım ki babam övgülerinde haksız değil. Kemal Hocam gerçekten kültürlü, yetenekli ve zeki bir insandı. ESYAV’da genel koordinatör olur olmaz vakfın çalışmalarına hız kazandırdı. Bunlardan bazılarını sayacak olursam;
Vakıftan burs alan öğrenci sayısını her yıl arttırdı. 1994 yılında beni yayın yönetmeni olarak görevlendirdi. Ben de yaklaşık iki yıl “ESYAV Bülteni”ni yayınladım 21-22 Ekim 1995 tarihinde Kızılcahamam Çam Otel’de bir sempozyum düzenledi. İlim adamları iki gün boyunca “Tarihte ve Günümüzde Kızılcahamam ve Çamlıdere” konusunda (yörenin tarihi, kültürü, jeolojik yapısı, termal su kaynakları, turizm potansiyeli, yörede göç olgusu, yöre folkloru, yörenin yetiştirdiği ünlü şahsiyetler vb.) bildiriler sundular. Bu bildiriler kitap olarak yayımlandı. Daha sonra “Ankara’daki Kızılcahamam-Çamlıdereliler Albümü”nü hazırladı.
O yıllardaki ekonomik krizden ve posta ücretlerinin artmasından dolayı 1996 yılında ESYAV Bülteni’nin yayımına ara vermiştik. O tarihten beri vakfımızın bülteninin yayınlanmaması ve hizmetlerini hemşehrilerimize yayın yoluyla duyuramaması Kemal Hocamızı her daim üzüyordu. O, güzel yayınlarla (kitap, bülten, katalog, rehber vb.) yöremiz insanını bilgilendirmek gerektiğine gönülden inanırdı. Bu konuların yöremizde eskiden beri ihmal edildiğini hayıflanarak söyler, bu alanda ayrıntılı çalışmalar yapılması gerektiğini ileri sürerdi.
2008’in Mart ayında görüşme yapmak için beni ESYAV’a çağırdı. 10 Mart 2008’de Kemal Hocam ile görüşmek için ESYAV’ın yönetim merkezine geldim. Hocamın yanında Saim Çöllüoğlu da vardı. Kemal Hocam önce kafasındaki bazı projeleri anlattı. ESYAV Bültenini yeniden yayınlamayı düşündüklerini, bunun yanı sıra yöremizle ilgili yeni kitapların hazırlanacağını, bu işlerin koordinesi için beni düşündüğünü söyledi ve ESYAV yayın koordinatörlüğü görevini teklif etti.
Ben yıllardan beri Kemal Hocamın hiçbir isteğini geri çevirmemiştim, onun bu işler için beni düşünmüş olması bile benim için bir onur vesilesiydi. Daha önceki yıllarda da beni önce ESYAV’ın mütevelli heyetine sonra da yönetim kuruluna almıştı. Ben kendisine saygıda kusur etmezdim, o da beni severdi. Ben bu teklifi memnuniyetle kabul ettim. ESYAV Yönetim Kurulu’nun onayından sonra göreve başladım. Aradan geçen o kadar seneden sonra ESYAV Bültenini yeniden yayınlamaya başladık Hemşehrilerimize ücretsiz olarak dağıtılan bültenimiz yöremizde bir boşluğu doldurdu ve oldukça beğenildi.
Kemal Güran Hocam çalışkan bir insandı, prensipliydi, verdiği sözü yerine getirirdi. Yapılacak işleri önce planlar, sonra da takip ederdi. ESYAV Bülteninin baş yazarıydı. Görevini ihmal etmez, o hasta halinde bile yazısını herkesten önce yazar, bana gönderirdi. Beni görünce de “konu iyi işlenmiş mi, üslubu nasıl buldun?” gibi sorularla benim düşüncelerimi sorardı.
Son aylarda (sanki yakın zamanda vefat edeceğini hissetmiş gibi) daha bir hummalı çalışma dönemine girmişti. “20. Yüzyılda Kızılcahamam-Çamlıdere’de Yetişen Ünlü Hafızlar” kitabını bitirmiş ve kitabın bir an evvel yayımlanması için çaba sarf etmişti. Benim (kitabı tashih ettikten sonra) kendisini öven cümlelerimden dolayı memnun olmuştu. Her insan gibi Kemal Hocam da takdir edilmeyi severdi, kıymetinin bilinmesinden hoşlanırdı.
Hiç ara vermeden “20. Yüzyılda Kızılcahamam-Çamlıdere’de Yetişen Tanınmış İlim Adamları” kitabını hazırlamaya başladı, yarısına yaklaştı fakat kitabı bitirmeye ömrü yetmedi. Vefatından bir hafta önce telefonda Saim Çöllüoğlu’na, “Saim, emr-i Hak vâki olursa, hazırladığım kitap evde, masanın üstünde, onu alırsınız” demiş. İnşallah, Hocamızın emanetini tamamlayacağız ve kitabı O’nun aziz hatırasına ithaf edeceğiz.
Sekiz ay önce kendisiyle “Alpagutlu Hafız Ağa” hakkında yaklaşık üç saat süren uzun bir söyleşi yapmıştım. Alpagut köyünde Hafız Ağa’nın kabrine götürmüştü beni. “Bu kabri ben yaptırdım” demişti ve o hasta haliyle eğilip mezardaki otları elleriyle temizlemişti. Oğlu Sacit Bey’in arabasıyla gitmiştik köyün mezarlığına. Sacit Bey de babasına yardım etmişti bu işte. Ben de kabrin resmini çekmiştim.
Daha önceden kendi hayat hikayesini yazmış ve bir dosya halinde bana vermişti; “bunu ileride değerlendirirsin belki, bir bak bakalım” demişti. Önce de söylediğim gibi, sanki ömrünün azaldığını hissetmişti de yapacağı işleri bir an önce bitirmek istiyordu.
Muhterem hocam Kemal Güran ile çok vakitler birlikte olduk; yolculuklar yaptık. Defalarca Kızılcahamam ve Çamlıdere’ye gittik, ziyaretler yaptık, programlara katıldık. Daha yapacak çok işimiz vardı, fakat Hocamıza takdir edilen ömür bu kadarmış.
Kemal Hocam yaklaşık iki aydır hastanede yatıyordu. Bazen durumu ağırlaşıyor ve yoğun bakım ünitesine alınıyordu. Hakkında bilgi almak için 1 Nisan akşamı saat 22 sularında oğlu Sacit Bey’i aradım. Hocamın sağlık durumunu sordum. O da “babamın yanındayım, telefonu vereyim de kendisiyle konuşun” dedi. Bu duruma çok sevindim. Hocama “geçmiş olsun dileklerimi” ilettim, Allah’tan şifalar diledim. “En kısa zamanda iyileşip aramıza dönmenizi bekliyoruz” dedim.
-O sıkıntılı durumunda bana sorduğu soru şu oldu:
-“Bülten çıktı mı?”
-“Çıktı, hocam size bir sürpriz hazırladık. Rıza Hocam ile kitap için yaptığınız röportajı kısaltarak bültende yayınladım. Güzel bir yazı oldu. Beğeneceksiniz inşallah” dedim.
Ertesi gün Hocamızın hastanedeki odasına bülten gönderdik. Son günlerinde okuduğu en son yazı muhterem Hocamız Rıza Çöllüoğlu ile yaptığı röportaj oldu. Kendisini ziyarete giden Ahmet Özmen ve Saim Çöllüoğlu’na “odama biraz bülten getirin, ziyarete gelenler alıp okusunlar” demiş.
Hizmet ve başarılarla dolu dolu geçen 74 yıllık bir ömür 12 Nisan 2009 Pazar akşamı noktalandı.Vefat sebebi kalp yetmezliğiydi. Yokluğunu hep hissedeceğimiz muhterem Kemal Güran hocamıza Allah’tan rahmet diliyoruz, mekanı Cennet olsun.
