ESYAV

Kızılcahamam-Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı.

2009 Temmuz-Ağustos Bülteni


ESYAV BÜLTENİ

 


"Vakıflar, yöneticilerine Allah'ın birer emanetidir. Emanete ihanet ise büyük günahlardandır. Vakıf yöneticilerimizin bu güne kadar olduğu gibi bundan böyle de vakfımızın hizmetlerini gönüllülük bilinci içinde, maddi, manevi özverilerle geliştirip genişletmelerini ümit etmekteyiz. Çalışmak bizden başarı yüce Allah'tandır.

ESYAV'ın kuruluşundan günümüze kadar vakfımıza hizmet verenlere uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz. Ölenlere yüce Allah'tan rahmet niyaz ederiz."

                             Kemal Güran

"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hadisi şerif

Vakfımız, Yüksek öğrenim öğrencileri burs ödemeleri için yardımlarınızı bekler.

Hesap Numaramız:

Türkiye Vakıflar Bankası 00158007285346288 nolu hesap.

"Hayır işleyiniz ki, kurtuluşa eresiniz." Ayet-i Kerime

www.esyav.com ziyaretçi sayısı

Online ziyaretçiler

Yöremizin yetiştirdiği âlimlerden Abdullah İŞLER ile…

Kemal GÜRAN: Kızılcahamam Çamlıdere yöresinin yetiştirdiği değerli hocalarımızdan Abdullah İŞLER ile bir söyleşi yapacağız. Sayın Hocam, doğduğunuz köy, anneniz, babanız, doğum tarihiniz ve çocukluk çağınızla ilgili bize bilgi lütfeder misiniz?
Abdullah İŞLER: Bizim köyün adı Kuşçuören'dir, Kızılcahamam'ın Çeltikçi Nahiyesine bağlıdır. Kuşçuören köyünün arkasında koca bir dağ vardır, çamlık alandır, önünde de arpalık denen bir arazi vardır, iki tarafı dağlarla çevrilidir, karşısında Yakakaya köyü vardır. Şimdi köy yeri sel ağzında olduğu için kaldırılmaya çalışılıyor. 12 Eylül 1928'de Kuşçuören köyünde doğdum, on yaşıma kadar Kuşçuören köyünde büyüdüm. On yaşıma geldiğimde Alpagut köyüne Hafız Ağa'ya okumaya gittim. Alpagut köyünde Cin Durmuş derlerdi Allah rahmet eylesin, hanımı hâlâ yaşıyor Zeliha Ebe, onların evinde kaldım. Oradan da İstanbul'a Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendi'ye okumaya gittim.
Kemal GÜRAN: Ne kadar sürede hafız oldunuz?
Abdullah İŞLER: Ben Alpagut köyünde bir senede hafızlığı bitirdim, daha öncesinde köyümüzde babam hafızlığa başlatmıştı ama ben küçüktüm, gezerdim oynardım.
Kemal GÜRAN: Babanızın ve annenizin ismi nedir?


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Abdullah İŞLER: Annemin adı Ayşe, babamın adı Hasan. Babam “Molla Hasan” diye tanınır veya “Humanın Hasan” derlerdi, annesinin adı Humaymış. Babamın üçüncü hanımından doğdum. İlk hanımı ölmüş, o hanımından bir ağabeyim vardı, Hasan Hüseyin diye, Kızılcahamam'da kaldı, müezzinlikten emekli oldu, Kızılcahamam'da vefat etti. Sonra ağabeyinin hanımı ile evlenmiş, onunla geçinememiş ve ayrılmış, ondan sonra annem ile evlenmiş. Annemin de ilk kocası Yemen tarafında kalmış ve daha sonra annem ile babam evleniyor. Bu evlilikten dört erkek çocukları oluyor ve babamın önceki evliliğinden de bir oğlu vardı, onunla birlikte beş oldu. Annemin ilk evliliğinden bir kızı vardı, adı Zühre. Allah rahmet etsin o da vefat etti. Babam ile evliliğinden bir kızı olmuş fakat o da kırkı çıkmadan vefat etmiş. En büyüğümüz Hasan Hüseyin İşler vefat etti, diğer ağabeyim Musa İşler iki yıl önce vefat etti, şimdi de benden küçük iki kardeşim var, birisi Cafer İşler diğeri de Mustafa İşler.
Kemal GÜRAN: Hafızlığınızı Alpagut köyünde Hafız Ağa'da yaptınız, Hafız Ağa ile ilgili hatıralarınız var mı? Hafız Ağa'yı nasıl tanıyorsunuz? O dönemde Hafız Ağa'da sizinle beraber hafızlık yapan arkadaşlarınızla ilgili hatıralarınız var mı?
Abdullah İŞLER: Allah rahmet eylesin, biz Hafız Ağa'da talebelik yaparken, o dönemlerde Hafız Ağa talebelere karşı sert, heybetli ve disiplinliydi, tolerans göstermezdi. Hafız Ağa'yı köyün bir yerinde görecek olsak korkumuzdan kaçardık, yanına yaklaşamazdık. Bir hatıramı aktarayım, Alpagut köyünün Eylen denen bir yerinde duruyordum, Hafız Ağa gelmiş, yukarıya dikilmiş, kayaların yanından bana nasıl bir seslendi, ben de suya girmiştim, sesini duyunca ben de korkudan kıyafetlerimi apar topar nasıl aldıysam köyün bir yerine kaçtım. Benim talebelik dönemlerim bu şekilde ciddi geçti ve İstanbul'a gidip geldiğim zaman Alpagut'a gelirdim, her geldiğimde namazda bulunmamı ve okumamı isterdi.
Kemal GÜRAN: Hafız Ağa güzel okuyanları çok severdi, güzel okumaya âşık bir adamdı.
Abdullah İŞLER: Bir gün Hafız Ağa benim kaldığım evin kapısına kadar geldi, beni sormaya gelmiş, ben de Zeliha Ebe'ye “hasta olmuş yatıyor de olmaz mı?” dedim. O gün köyün camiine gitmedim, Hafız Ağa köye vardığımızda okumamız için sıkıştırırdı. O zamanlar köyde sohbetler iyi oluyordu, hafızlığı bitirdikten ve Hafız Hasan Akkuş'ta okuyup geldikten sonra köyde fazla kalamadım.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kemal GÜRAN: Şimdi gelelim İstanbul safhasına.
Abdullah İŞLER: Nur-u Osmaniye Camiine Hafız Hasan AKKUŞ Hoca Efendiye okumaya gittim Allah rahmet eylesin. Çamlıdere'nin Elmalı köyünde Manifaturacı Hasan vardı, ona katıverdiler, o bizi İstanbul'a götürdü. Orada bir handa yattık.
Kemal GÜRAN: İstanbul'a ilk gidişiniz hangi yılda ve şartlarda oldu?
Abdullah İŞLER: 1945'te kamyonla gittik. Ben 1945 yılında okumak için İstanbul'a giderken köydeki komşular hepsi aralarında para toplayıp, bize verdiler.
Kemal GÜRAN: Köylü aralarında para topluyor, İstanbul'a talebe okutmaya gönderiyorlar.
Abdullah İŞLER: Evet, aynen öyle oldu. Babam köyde dibek döverdi, bağlarda kazma kürekle çalışırdı, işçilik yapardı, Allah rahmet eylesin, bu şekilde geçimini sağlardı ve bu şekilde çocuk okutmaya çalışırdı. İstanbul'da Hacı Fahri Efendinin evinde yatar kalkardık. Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendide de her gün talim okumaya giderdik. Allah bilir ama “Sübhaneke”de on beş gün filan da kaldık. Çok değişik bir şey yapıyorlardı.Kur'an-ı Kerim'i baştan sonra kadar bitirdikten sonra da Talim Terbiye cemiyeti yaptılar, benim yanımda Rizeli yaşlı bir adam vardı, beraber diploma aldık.
Kemal GÜRAN: Peki, o safhada Arapça okuma oluyor muydu?
Abdullah İŞLER:Benim askerliğim Topkapı Maltepe'de oldu, askerde bir yedek subay beni emir eri yaptı, o zamanlar kışlalarda namaz kılınıyordu. Arapça okuma işini ben asker iken yaptım. Azakzade Apartmanında Musa Kazım diye bir hoca vardı Allah rahmet eylesin, onda Arapça okurdum. O zamanlarda Rıza Çöllüoğlu Hoca Efendi Fatih Camiinde müezzinlik yapardı. Ben Rıza Çöllüoğlu Hocada, “Emsile, Bina, Maksut” okuduğumu hatırlıyorum. Diğerlerinde de okuyordum ama onlar pek iyi anlatamıyorlardı, Rıza Hoca Efendi güzel anlatıyordu, o zamanlarda Akdoğanlı Sezai Efendi vardı, o da Rıza Hoca'da okudu.
Kemal GÜRAN: Hafız Hasan AKKUŞ Hoca hakkında bize nakledebileceğiniz anılar nelerdir?
Abdullah İŞLER: Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendinin Nur-u Osmaniye Camii içinde bir Kur'an kursu vardı, biz oraya okumaya gidiyorduk, mesela bir gün “Sübhaneke” okumaya giderdik, okurduk, çalışırdık, oradan çıktıktan sonra ertesi gün tekrar çalıştığımız dersi verinceye kadar yapacak bir iş yoktu, boştuk. O zamanlarda bizi bir yöneten olsaydı, mesela medrese şeklinde veya mektep şeklinde bir eğitim sistemi olsaydı, günlük bazı dersleri okutsalardı demek ki daha başka olacaktı. Allah hepsinden razı olsun, o kadarı da oldu, buna şükür. Rahmetli Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendi ile bizim fazla bir iç içe sohbetimiz yoktu, derslerden tanırdık bir de cuma günleri hutbe okurdu. O zamanlarda cuma günleri bir usul vardı; caminin meşhur hocaları Kur'an-ı Kerim okurlardı, biz rahmetli Hasan Akkuş Hocayı dinlemek için yanına yaklaşırdık, o mahfilde okurdu, orada dinlerdik, çok hoşumuza giderdi. 1964'te Ankara'da Hacı Bayram Camiinde Mustafa Maden'in tertip ettiği bir toplantı oldu, İstanbul'dan Hasan Akkuş rahmetli ve daha başkaları vardı, ben de Mısır'dan yeni gelmiştim. Beni konuşmam için kürsüye çıkardılar. Ben bir konuşma yaptım, “Muhterem hocalarımız burada, aramızda bulunuyorlar, bizlere güzel bir Kur'an ziyafeti verecekler” dedim. Hafız Hasan Akkuş Hoca Efendi ile Cami'den çıktıktan sonra görüştük ve daha sonra da görüştüğümüzü hatırlamıyorum.
Kemal GÜRAN: Mısır'a nasıl gittiniz?
Abdullah İŞLER: Ben askerliği bitirince, askerlik arkadaşım Malatyalı Ahmet Ramazan ile beraber Mısıra gitme işi oldu. Ahmet Ramazan bana, “ben Mısıra gideceğim” ben de ona, “ben de Mısıra gideceğim” derken ikimizi bir Mısır sevdası aldı, askerliği bitirince ben köye gelmeden evvel, Hacı Fahri Efendiye fikrimizi anlattık o da bize pasaport almamız için yardım edeceğini söyledi, helalleştik, pasaportu çıkarttık. Pasaportu çıkarttıktan sonra vize almak gerekiyor, Mısır herkese vize vermiyordu, Allah rahmet eylesin Mustafa Runyun Hoca Efendinin Mısır konsolosuyla arkadaşlığı varmış, bize vize çıkarttı. Daha sonra köye geldim, köyde anamı, babamı ziyaret ettim, ben Mısıra gideceğim için acele etmek istedim, köyde ziyareti kısa tutmak istiyordum. Annem ve babam razı olmadı bana, “köyde birini bulalım evlen” dediler ve beni alelacele Alpagut köyünden biriyle nişanladılar. Ben bir iki ay sonra anneme babama, “ilim söz konusu olursa Allah günah yazmazmış, hocalarımdan duydum, ben gideceğim” dedim. Ben diretince gene köylü bana üç beş kuruş para toplayıverdi, o parayla İstanbul'a gittim. İstanbul'dan Hacı Fahri Efendi Allah rahmet eylesin biletimizi alıverdi, vapurla Mısır'a gittik. 12.ayın 16'sında İskenderiye'ye indik.
Kemal GÜRAN: Bütün tahsiliniz o zaman Mısır'da oldu değil mi?
Abdullah İŞLER: Evet, ortaokulu, lise, üniversite tahsilini Mısır'da yaptım.
Kemal GÜRAN: Hangi branşı bitirdiniz?
Abdullah İŞLER: Benim bitirdiğim Bölüm Külliyet-i Şeriyya , İslami Hukuk Fakültesi oluyordu, daha sonra “Medeni Hukuk” getirdiler bir sene de onu okudum. Bu arada Türkiye'de 1960 senesinde ihtilal oldu, 60 ihtilaline kadar Türkiye'ye her sene gelir giderdim, ihtilal olduktan sonra Türkiye'ye 3-4 sene gelemedim, orada kaldım. Yunanistan ve Gümülcine'de yaşanan bazı olaylar ile ilgili konuşmalar yapmıştım, Türkiye'ye geldikten sonra polisler epey beni sorguladılar, konuşmaları araştırdılar, o zamanlarda tutuklama olmadı ama adına mimleme dedikleri ismimi not alma oldu.
Kemal GÜRAN: Peki, Gümülcine'ye ve Yunanistan'a oradan ne için gidiyordunuz?
Abdullah İŞLER: Ramazan'da vaaz etmek için gidiyordum. Hatırlayabildiğim kadarıyla 3 sene gittim. En son 1959 senesinde gittim, daha sonra İhtilal olunca gidemedik. 1963 Ağustos ayında Kahire'den Avrupa vapuruyla ayrıldık, Vapurla evvela İspanya, Fransa, İtalya'ya gittik oralarda epey kaldık.
Kemal GÜRAN: Türkiye'de hangi görevlerde bulundunuz?
Abdullah İŞLER: 1970'de Polatlı'da müftü olarak görev aldım. 13 ay görev yaptım ve daha sonra Milli Selamet Partisi kuruldu. 1973'de Partiden bana geldiler illa sen seçime gir dediler ve nasıl olduysa beni ikna ettiler. Seçimlerde kazanamadık, sonra Mengen'e vaiz olarak gittim, orada bir iki sene kaldıktan sonra Ankara'ya vaiz olarak geldim. Daha sonra İzmit Gölcük'e vaiz olarak gittim. Gölcük'te bizim Ahmet Sami talebeydi, orada on bir ay kaldıktan sonra 1987'da emekli oldum. Emekli olduktan sonra Avrupa'ya gittim, emekli olmadan evvel bir defasında Süleyman Ateş Diyanet Reisi olmadan bizi (50 kişi) Avrupa'ya gönderdiler. O zaman ben Berlin'e gittim, Berlin'de bir ramazan ayında kaldım geldim. Daha sonra da emekli olunca tekrar Berlin'e gittim. Orada bir iki sene kaldım. Türkiye'ye geldiğimde bir rahatsızlık geçirdim, safra kesesinde taş varmış onu aldırdıktan sonra bir müddet gidemedim. O arada benim yerime bir Hoca tutmuşlar, daha sonra Berlin'den bir telefon geldi beni başka bir camiye çağırdılar ve oraya gittim. Berlin'den de iki sene sonra (1990'da) geldim.

Kemal GÜRAN: Sizin tasavvufi hayatınız var mı?
Abdullah İŞLER: Türkiye'ye 1963'te geldim, ertesi sene 1964'te bizim Kızılcahamam'daki Osman Emiroğlu ve bir de Kızılcahamam'da Salih adında bakkal vardı, üçümüz İstanbul'da Mehmet Zahit Kotku Efendiyi ve Hacı Sami Efendiyi ziyaret edelim diye kararlaştırdık. İstanbul'da Mehmet Zahit Efendiyi ziyaret ettik, oradan da Hacı Sami Efendiyi ziyarete gittik ve bizim Bakkal Salih dedi ki, “Efendim biz sizden ders almaya geldik”. Hacı Sami Efendi, “Bizim âdetimiz ders almak isteyene istihare yapmasını önermek, siz istihare yapın, sonra neticesine göre durumu bize bildirirsiniz, gelirsiniz, görüşürüz” dedi ve ekledi, “biraz tövbeye devam edin, biraz nafile oruç tutmaya, gece kalkabilirseniz ibadet etmeye çalışın” dedi. Daha sonra oradan ayrıldık ve istihareyi öğrendim, daha sonra ben ikinci defa tekrar gittim. Geldiğimde tekrar istihare yaptım, ayan beyan o zamanları güzel oluyordu demek ki açık görmüştüm.
İstihare de şöyle; İstanbul'da kendimi Beyazıt Camii'nde görüyorum, eski camilerde kürsünün üstünde parmaklıklar vardı, orada oturur, sohbet ederlerdi. Camiye girdikten sonra o parmaklıkların etrafında güzel giyinmiş insanlar oturuyordu ve sordum, “Neden burada oturuyorsunuz?” dediler ki, “Şimdi buraya bir zat gelecek, o zat bize konuşacak biz onu bekliyoruz” dediler. Ben de beklemek istedim ama parmaklıkların arasından içeri giremedim dışarıda kaldım, bahsettikleri zat geldi, ben o zatı tanıdım, daha önce de görüşmüştük. Kürsüye çıktı konuşmaya başlamadan önce bana baktı elinde iki tane farklı renklerde kitap var, birisinin rengini gül rengi diğerini de kül rengine yakın gördüm. Hacı Sami Efendi bana rüyamda kitapları uzattı verdi, ben uyandıktan sonra tekrar İstanbul'a gittim. Hacı Sami Efendi bana, “İstihare yaptın mı?” dedi ben de, “Evet Efendim” dedim istihareyi anlattıktan sonra bana dersi verdi. O zaman Hacı Sami Efendi Hazretlerine intisap ettim ve böylece devam ettim. Daha sonra Hacı Sami Efendi Hazretlerinin vefatı üzerine Hacı Musa Efendi aldı ona devam ettim, daha sonra da oğlu Osman Nuri Efendiye intikal etti, şimdi de öylece devam ediyoruz.
Kemal GÜRAN: Yayınlanmış eserleriniz var mı?
Abdullah İŞLER: Ben bir eser yazma işini yapamadım, okulda eğitim iyi değildi, bize nasıl çalışmamız gerektiğini söyleyecek ve yön verecek bir öğretmenimiz hiç olmadı. Benim eğitim hayatım eski medrese usulü ile oldu Allah'a şükürler olsun. Bir zamanlar kitap tercümesi yaptım. Fakat o zamanlarda kitap basmak ve satmak zordu. Diyanet İşlerinde mütercimlik yapıyordum, Prof Dr. Eyüp Sanay Hoca ile bir kitabı tercüme etmeye karar verdik ve çalışmaya başladık. Ben tercüme edip Eyüp Sanay'a veriyordum, o da tercümeyi düzeltiyordu. Kitabın taslağını çıkardık ve hemşehrimiz Hüdaverdi Çakır kitabın basılmasında yardımcı oldu, kitabı çıkardık. Kitabı satmak için yayınevlerine gittik, yayınevleri bize kitabın maliyet bedelinin altında bir miktar ödeme sundular. Uygun bulmadığımız için kendi imkânlarımızla satmaya karar verdik, bazı camilere ve bazı kişilere kitap dağıttık ama onun da faydasını görmedik.
Kemal GÜRAN: Eserin sahibi kim?
Abdullah İŞLER: Mısırlı bir yazar, o kitaplar satılmadı, satılsın diye verdiğimiz kitaplar da geri dönmedi. Elimde kalan kitapları Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin kütüphanesine verdim.
Kemal GÜRAN: Kırgızistan'da da görev yaptınız, biraz da ondan bahseder misiniz?
Abdullah İŞLER: Anadolu Finans Kurumundan beni “Dini Müşavir” olarak istediler. O sırada ESYAV'a öğrencilere ders vermeye de geliyordum. Kırgızistan azatlığını almıştı, Mustafa Kalfaoğlu, Ahmet Kaya, Mustafa Kaya oraya gitmişler, orada vaktiyle Sovyetler döneminde yazarların, yaz ve kış tatillerini geçirdikleri bina yapılmış o binayı Mustafa Kalfaoğlu kiralamış. Onlar da benimle görüştü, bana “oradaki Kırgızların İslamiyet hakkında hiçbir şey bilmediklerini, Müslüman olduklarını söylüyorlar ama bir şey bilmiyorlar” dedikten sonra, onlara İslamiyet hakkında bilgi vermek konusunda yardımcı olmamı istediler. Ben de onlara oraya gideceğimi söyledim. 1992'nin 9. ayında Kırgızistan'a gittim, iki hafta orada kaldım ve oraya dini açıdan gidilmesinin mecburi olduğu kanaatine vardım. Ben tekrar 1992'nin 12. ayında Kırgızistan'a gittim ve oraya ilk zamanında altmış talebe koyduk, ben Kırgızistan'da dokuz sene kaldım.
Kemal GÜRAN: Dokuz yıllık Kırgızistan göreviniz esnasında ne kadar talebe yetiştirdiniz ve nasıl bir eğitim yapıyordunuz?
Abdullah İŞLER: Kırgızistan'da eğitim şöyleydi; Türkçe öğretiyorduk, Arapça öğretiyorduk, din eğitimi ve hafızlık eğitimi veriyorduk. Talebelere ilk senelerinde Kur'an-ı Kerim'i okumayı ve Amme Cüzünü öğretiyorduk, imamlığın şartlarını öğretiyorduk yani talebeler ilk senesinin sonunda imam olabiliyorlardı. Talebelerimizden hafızlığı bitiren 60 kişi Pakistan'a gittiler, Suudi Arabistan'a gittiler, Mısır'a gittiler ve fakülte bitirdiler. Daha sonra medrese açtılar. Biz her sene 70 talebe alıyorduk ve onların arasından 20'si devam edemiyorlardı ama her sene 50 talebe okumaya devam etti ve böylelikle 450-500 talebe yetiştirdik. Bize Asya'nın değişik yerlerinden gelen talebeler vardı, Özbekistan'dan, Kazakistan'dan, Türkmenistan ve bunun gibi civarda duyanlar geldi. Kimi zaman bana Rusya'dan, Pakistan'dan, Kazakistan, veya Mısır'dan yetiştirdiğim talebelerim telefon açarlar, hal hatır sorarlar.
Kemal GÜRAN: Sizin orada eğitim verdiğiniz medrese daha sonra fakülteye mi dönüştürüldü?
Abdullah İŞLER: 2001 senesi diye hatırlıyorum, fakülteye çevrildi ve Kırgızistan'daki bir Müftülüğe bağlı İlahiyat Fakültesi gibi oldu fakat zamanla Diyanetin bir şubesi gibi eğitim vermeye devam ediyor. İstanbul'dan Aziz Mahmut Hüdai Vakfı maddi olarak desteklemeye devam ediyor. Mesela orada eğitim verdiğimiz talebelerden buraya gelip de İstanbul Haseki'de kalanlar da oldu ve öğretmenlik yapanlar da var. Orada benim eğitim verdiğim ve şu an orada görev yapan benim tahminime göre 100'ün üstünde talebemiz var.


www.esyav.com Kızılcahamam-Çamlıdere Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı