ESYAV

Kızılcahamam-Çamlıdere

Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı.

2009 Temmuz-Ağustos Bülteni


ESYAV BÜLTENİ

 


"Vakıflar, yöneticilerine Allah'ın birer emanetidir. Emanete ihanet ise büyük günahlardandır. Vakıf yöneticilerimizin bu güne kadar olduğu gibi bundan böyle de vakfımızın hizmetlerini gönüllülük bilinci içinde, maddi, manevi özverilerle geliştirip genişletmelerini ümit etmekteyiz. Çalışmak bizden başarı yüce Allah'tandır.

ESYAV'ın kuruluşundan günümüze kadar vakfımıza hizmet verenlere uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz. Ölenlere yüce Allah'tan rahmet niyaz ederiz."

                             Kemal Güran

"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hadisi şerif

Vakfımız, Yüksek öğrenim öğrencileri burs ödemeleri için yardımlarınızı bekler.

Hesap Numaramız:

Türkiye Vakıflar Bankası 00158007285346288 nolu hesap.

"Hayır işleyiniz ki, kurtuluşa eresiniz." Ayet-i Kerime

www.esyav.com ziyaretçi sayısı

Online ziyaretçiler

Yöremizin tanınmış işadamlarından Ekrem TAMER

 

 

“Ben hayatımda hep zamanla yarıştım.”

 

Sırrı ER: Bugün yöremizin yetiştirdiği değerli işadamlarından Ekrem Tamer Beyefendi ile birlikteyiz. Kendisi ile güzel bir söyleşi yapacağız inşallah. Ekrem ağabey, söyleşimize başlarken öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Ekrem TAMER: 1955 yılında Kızılcahamam'ın Yukarı Karaören Köyünde on çocuklu bir ailenin sekizinci çocuğu olarak dünyaya geldim. Babamın ismi Akman Tamer, annemin ismi Mürüvet Tamer'dir. Babam 1992 yılında vefat etti, annem şu an hayatta ve 87 yaşında. Çocukluğum köyde geçti. İlkokulu 1967 yılında köyde bitirdim ve Ankara'ya geldim. İsmetpaşa Mahallesi'nde bir bekâr evine ağabeyimle yerleştik. Ağabeyim ayakkabıcı kalfasıydı, beni de demirciye çırak olarak verdiler. İsmetpaşa'dan Bentderesi'ne giderken bir demirci vardı, orada 18 ay çıraklık yaptım. Babam köyde kalıyordu ve romatizma nedeniyle kalçasını hareket ettiremiyordu, hastalığı nedeniyle de yürüyemiyordu. Köyde çalışan ağabeyim askere gitti, benim büyük ağabeyimi, (ayakkabıcı kalfası olan ağabeyimi) babam aldı köye götürdü. Ankara'da teyzemin oğluyla beraber kaldık. 20 Lira haftalık alıyordum, günlüğüm 3 Liraya geliyordu, ekmek 75 Kuruştu ve ben her öğünü 1 Liraya ayarlıyordum, fazla yeme şansım yoktu. Kaldığımız evin kirasının bana düşen kısmı yedi buçuk liraydı, bu parayı ödeme gücüm olmuyordu, köyden ailemden yardım alma imkânım da yoktu. Ben ya Ankara'da kalıp çalışacak ve kendime bakacak ya da köye dönüp çobanlık yapacaktım. Benim bir konuda meslek erbabı olmam gerekiyordu, kulakları çınlasın annem bizim köyde kalmamızı istemezdi, Ankara'da çalışıp adam olmamızı istedi ve bu konuda başarılı da oldu. Hepimizi köyden kurtardı, hepimiz iş sahibi, sanat sahibi olduk.
Ben Ankara'da çalışmaya başlayalı 3 ay olmuştu. Benim köylüm bir genç vardı, bana, “seni sinemaya götüreyim” dedi, parasız girecektik, ben de sinemayı çok merak ediyordum. Sinemaya girerken kapıdaki görevliye “size bir gazozcu getirdim” dedi, beni içerdeki büfenin sahibine götürdü, ben film izlemeye gitmiştim, orada gazozcu oldum. Bana bir kasa gazoz verdiler, “al bakalım, bu kasayı satacaksın” dediler, bir kasa gazozdan bana 75 Kuruş veriyorlardı, o para benim için çok büyük rakamdı, artık ekstradan günde bir ekmek parası kazanıyordum. Gazozculuğu yaz boyunca 4 ay süresince yaptım. Ben o zaman 12 yaşındaydım, çok zor koşullarda yaşamımı sürdürdüm. O zamanlardan kalan hiç unutamadığım bir anım var. Sinemanın karşısında Ado Dayı diye bir köfteci vardı. Demirci kalfaları bana para verir, köfteciye yemek almaya gönderirlerdi. Çeyrek ekmek arası köfte 125 kuruş'tu, ekmek arası köfteyi 4 ay boyunca kalfalara almaya gittim. Her gittiğimde de o köftelerin kokusu bir başka kokardı. Köfteciden 1 Liraya köfte almak isterdim ama vermezdi. Köftelerin kokusuna dayanamadığım bir gün, kalfaların öğle yemeğini almaya gittiğimde köfteciye, “Ado Dayı, bana çeyrek ekmeğe köfte ver” dedim. Ustaların ve kalfaların siparişlerini de aldım, işyerine getirdim. Kalfalardan biri bana sordu, “sen neden çeyrek ekmek yiyorsun?” Ben de, “bugün hiç iştahım yok” dedim. O gün akşama kadar (açlıktan olsa gerek) başım ağrıdı.. Akşam eve gittim, teyzemin oğlu çorba hazırlıyordu, ben hemen yatağa yattım. Bana yemeği hazırlayınca “kalk yemeğini ye de öyle yat” dedi, “ben yemeyeceğim başım çok ağrıyor” dedim. Bana bir süre sonra “öğlen ne yedin” diye sordu, ben “çeyrek ekmeğe köfte yedim” deyince bana kızdı, “hemen kalk yemeğini ye” dedi, beni hemen sofraya oturttu, ben yemek yemeye başladım, henüz sofradan kalkmamıştım, başımın ağrısı birden geçti. Şimdi bu yaşıma geldim, beş tane çocuğum var, benim çocuklarımdan başı ağrıyan olursa ilk önce karnının aç olup olmadığını kontrol ederim. O günlerden kalan bir tecrübe.
Teyzemin oğlu bir akrabasının yanına taşınınca ben bekâr evinde yalnız kalmaya başladım. Evin kirasını ödeyemedim. Gülbaba türbesinin yanında bir ardiye vardı, beş arkadaş oradan bir ev kiraladık. Ev de bekâr evi, akşam olup da evin içine herkes yatağını serince ayağını basacak yer bulamazdın. Aradan biraz zaman geçti, çocukların her biri bir tarafa gidince ben tekrar evde yalnız kaldım. Evin kirasını ödeyemedim. Öyle ki, her cuma akşamı aç yatıyordum, kazandığım para cuma gününe yetmiyordu. Benim Etlik Esertepe tarafında oturan ağabeylerim var; birisi öz diğer ikisi üvey ağabeyim. Ağabeylerim var ama onların şartları da benden çok kötü. Köyden gelmişler, bir meslekleri yok, gecekondu ustalığıyla geçinirlerdi. Ben mağduriyetimi onlara anlattım. Ağabeyimin biri evin arkasına bir oda ilave etmiş, bana getir yatağını burada yat dedi. Orada kalacaktım ama bir şart vardı. Şartı da bir insan kendi karnını doyurur, sen de kendi karnını doyur ve burada yat. Burada yat dedikleri yer, gecekondunun ilave bir odası, kiremitlerinin arasından baktığımda yıldızları rahatlıkla görebiliyordum. İçinin betonu da atılmamıştı. Bunlara rağmen kapısı ve penceresi takılmıştı. Ben orada aynı yılın yani 1967 yılının kış ayına kadar yaşadım. 12 yaşlarındaydım, bu gün böylesi bir yaşamı o yaşlarda bir çocuk yaşayabilir mi bilemiyorum.
Üvey ağabeylerimden birisinin inekleri vardı, ineklerine Ulus'taki Mutfak Lokantasından artan ekmekleri getirir verirdi. O torbanın içinde el sürülmemiş pideler olurdu. Cuma günleri o torbadan bir tane pide yakalamak zorundaydım, oradan yakalayıp, karnımı onunla doyuracaktım. Aradan biraz zaman geçti ve ben işyerinden çıktım. O zamanlarda bir iş yerindeki işçilerin çalışma koşulları çok ağırdı. Yol parası, yemek parası verilmezdi. Ben başka bir işyerinde çalışmaya başladım, Demir Sanayinde Afiyet Yoğurtları diye bir yoğurtçu vardı. Yoğurtçuların evi Esertepede. Sabah saat altıda servise çıkarlardı, ben de dolmuş parası vermemek için erkenden çıkar, yoğurt arabasına biner, Demir Sanayine gelir, oradan da Ata Sanayiye yürürdüm. Akşam saat sekiz buçuğa kadar, dolmuş parası vermemek için aynı yoğurt arabasını beklerdim. Askere giden ağabeyimin gelmesine yakın, ayakkabı kalfası olan ağabeyim köyden geldi, gelince beraber bir ev tuttuk. Askerden de diğer ağabeyim, yanımıza geldi. Biz üç kardeş kiraladığımız bir eve yerleştik. Benim büyüğüm olan Hasan ağabeyime, evlendiğim güne kadar, aldığım haftalığı getirip verirdim.
O günlerden kalan bir idealist yapım var, çırak olduğum zamanlarda karnımı doyurabilmek için kalfa olmaya çalıştım. Kalfa olduktan sonra da şartlarım düzelsin, daha iyi para alayım diye usta olmak için mücadele verdim. Allah'ın lütfuyla çalıştım, çabaladım ve emeğimin karşılığını aldım. Benim büyüğüm olan ağabeyimi, babam askere gitmeden evlendirdi. Ağabeyim askere gitmeden babam bu sefer de beni evlendirdi. Ne hikmetse bizim oralarda çocuğu askere gitmeden evlendirirlerdi.
1973 yılında evlendim. (17 yaşımda köyümden Hicaziye adlı bir kızla nişanlandım, 18 yaşına girince düğünümüz oldu.) Babam Samanpazırı'ndaki bir mağazadan eşyamızı aldı, eskiciden bir koltuk aldık, koltuğu tamir ettirdik. Babam kendisi mağazaya kefil oldu, bizi 18,500 Liraya borçlandırdı. Ben kalfa olmuştum, iyi para kazanıyordum, çok iyi çalışıyordum, halen de çok çalışırım. Aradan bir sene geçti, bir çocuğumuz oldu, her ay mağazaya 150 Lira taksit ödüyordum. Eşim köyde kalıyor, ben de hafta sonları köye eşimin yanına gidiyordum. Bir hafta sonu kayınbabam ve kayınvalidem beni yemeğe çağırmışlardı. İhtiyaçtan kereste almışlar, evlerine çatı yaptıracaklardı, ben de orada, “yahu biz bir ev yapsak kendimize, burada kereste var, biraz siz verirsiniz, biraz da babam verir” deyince kayınvalidem beni severdi, “evladım siz ev yapın, biz çatıyı yapmaktan vazgeçelim, önümüzdeki sene yaparız” deyince o gün eşimle sabaha kadar uyuyamadık. Sabaha kadar hayal kurduk, bu evi nasıl yapacağız? Bankada birikmiş dört bin lira param var. O zamanlarda banka hesapları ikramiyeliydi, bana 250 lira ikramiye çıkmıştı. Birlikte çalıştığım ustam mektubu almış, “sana büyük ikramiye çıkmış” diye beni heyecanlandırmıştı.
Sırrı ER: Evi nerede yapacaktınız?


Dreamweaver CS3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekrem TAMER: Ankara'ya. Ağabeyime gittim, durumumu anlattım. Ağabeyim usta olduğu için hesabını çıkardı, bana “dokuz bin beş yüz lira para olursa yaparız” dedi. Beş bin lira para topladım. Akşamları işten gelince evin temelini kazmakla uğraştım, hava kararıncaya kadar çalışırdım. 8'e 4 bir temel attık, gecekondunun temeli bitti. “Allah ev yapanla düğün yapana yardım eder” denir, ben bunu yaşadım. Benim hayatımın zor günleri, bu günleri anlatıyorum belki birilerine bir ışık, bir örnek olur. Mahallemizden bir komşu bana “size 7-8 ay taksitle kumunu, kirecini, suyunu her şeyini getiririm” dedi, anlaştık her işimizi gördü. Bir akrabam vardı, ardiyecilik yapardı, rica ettim, “şu kadar param var, bana ev için gereken kiremit, tuğla, keresteyi ver, ben de sana geri kalan borcumu taksitle öderim” dedim.
Evlendikten sonra düğünü taksitle yaptık, ev yapacağım dedim, ardiyeciye taksit yaptım. Askere gidene kadar, bir ay düğün borcuna, bir ay da ardiyeciye taksit ödedim. Askerden döndüğümde eşim köydeydi, ikinci çocuğumuz oldu. Askerden geldikten sonra, ben kalfa ya da usta olarak çalışmayacağım, kendime işyeri açacağım diye bir hedef koydum. 1977 yılının Şubat ayı, teyzemin oğlu benim dükkân aradığımı duymuş, beni çağırdı. “Ben askere gideceğim, şu aletleri al çalış” dedi. Ben ona bir söz verdim, “ben başarabilirsem burada bu işleri yapacağım, başaramazsam bir yere kalfa olarak girip çalışacağım. Sen askerden geldiğinde, dükkânın açık olacak, buradaki işçilerin de burada çalışıyor olacak. Onların haftalıklarını veririm, senin evine de 3-5 kuruş para vereceğim.” Dedim. Teyze oğlunu askere uğurladım.
O hafta bir hemşehrim gecekondusunun antresini yaptıracak, bana da 2.000 lira kaparo verdi. Ben de askere giderken eşime bir miktar para bırakmıştım, ondan beş altı yüz lira para kalmış, benim cebimde de toplam 1.500 lira para var. Bir devlet memurunun bir aylık maaşı kadar para var. Maliyeti 5-6 bin lira tutuyor, bize göre iş karlı. Biz demiri aldığımızda 5.000 lira tutacak hesap belli. Bana 1.500 lira para lazımdı, bu iş bitince de parayı teslim edeceğim. Borç para aramak için köye gittim, babama söyleyemedim anneme babama söylemesini rica ettim. Babamın da parası yok, kuzu satmış, ama elinde yok. Kayınpederlere gittim, istedim, bana parasının olmadığını söyledi, “birisine 4.000 liralık kuzu sattım, paranın vadesi gelmedi ama gene de isteyim, adamın parası varsa belki verir” dedi. Biz evde yemek yerken kayınbabam 2.000 lira aldı geldi. Anlatacaklarım çok önemli, Ekrem Tamer'in hayatı, 3.500 lira ve 1 haftalığına alınan ödünç 2.000 lira. O hafta hemen Ankara'ya geldik, işi bitirdik, işin sonunda 16.000 lira para aldım. Büyük bir idealim vardı, ben her zaman büyük işler yapmak istedim. Askerden geldikten 3 ay sonra daha önce işlerini yaptığımız firmaya gittim, derdimi anlattım, askerden geldiğimi söyledim ve iş istedim. 1 hafta sonra bana iş getirdi, o işi çok özenerek yaptım. İşin kontrolünü yaptırdım, müteahhide teslim ettim. Onun da hoşuna gitmiş ertesi hafta bana bir iş daha verdi. Bu günün şartlarına göre belki hiç bir şey değil ama o zamanın şartlarına göre 1 yıllık iş aldım. 300 tonluk iş aldım, ama büyük işlerde fiyat vermeyi bilmem. Ustamın yanına gittim, Cemalettin Gözalıcı, Mehmet Kanıbir kulakları çınlasın, ikisi de sağ şimdi, Allah sağlıklı hayırlı uzun ömürler versin. Cemalettin Gözalıcı ustamın yanına gittim, kendisini çok severim, babamın yanında ayak ayak üstüne atmışımdır belki, ama ustamın yanında atmamışımdır. Bana o işi ustam göndermiş, dükkân açtığımı duymuş. Bana ustam fiyatları yazdı verdi, ben o fiyatları biraz düşük gördüm hepsinin üstüne birer lira koydum firmaya verdim. Firma fiyatlardan bir tanesini yüksek görmüş, onu bir lira eksiltti ve işi bana verdiler. İki tane çırağım var, ben bu işin altından kalkamam diye düşündüm. Kendi köylüm çocuklar vardı, onların da makineleri var, üç kardeşler, iş büyük olunca onlara ortaklık teklif ettim. Büyük kardeş Alaattin Bey kabul etti, ODTÜ'nün içinde şantiye kurduk. Aynı ay bize 125.000 lira istihkak yaptılar. Biz gece gündüz çalıştık, çok hızlı çalıştık. O para bizim için çok büyük rakam, parayı alınca Ulus'ta Akman Pastaneleri vardı, çok meşhur. Pastaneden keşkül, pasta filan aldım eve çocuklara getirdim. Orada kendimizi kabullendirdik, işleri hiç bırakmadık. ODTÜ'den kim iş alırsa muhakkak beni tavsiye ederlerdi. İş yaparken hiç kimseye sorun çıkarmazdım. 1977 yılından 1984 yılına kadar ODTÜ'de şantiye kurduk. 1980 yılında Dikmen'deki zabıtalar burada çalışılmaz diye bizim dükkânımızı mühürledi, kapattı. Biz mecburen Ostim'e geldik. Ostim'de hiç kimse yoktu, yol bile yoktu. 20. elektrik sayacını bizim dükkâna taktılar. 20 metrekare yerden çıkıp 200 metrekare yere gelince fabrikaya gelmiş gibi olduk. Büyük yerde büyük işler oldu, hep büyük işler bize geldi. Hayatımda bana birisi referans veya kefil olduysa hiç kimseyi mahcup etmedim. 1990'lı yıllara kadar benim işlerim hep referansla oldu.
Sırrı ER: Şimdi hangi iş kolunda faaliyet gösteriyorsunuz?
Dreamweaver CS3Ekrem TAMER: Şu anda çelik inşaat kalıbı yapıyoruz ve sektörümüzde en büyüklerden bir tanesiyiz. Başında da söylediğim gibi ben tez canlıyım, bir işin hemen olmasını ve bitmesini isterim. Babamın bir sözü vardı, “yavaş tükürüğün sakala zararı var, evladım” derdi. Hiçbir işim yavaş olmadı, her işimi çabuk ve acele yaptım. Ben hayatımda hep zamanla yarıştım. Köyde ilkokula giderken koyun, kuzu güdüyordum. Ankara'ya gelirken güttüğüm kuzuların hakkı olan 18 lirayı aldım da geldim. İş hayatında bir sıkıntım vardı, ilkokul mezunu olduğum için her işimi bir kalemle çizip yapıyorum, mühendis değilim. Benim önüme pek çok proje geliyor ve bu projeleri çizenler mimar, mühendis. Benden hep bir cevap beklediler. Ben de her projeye cevap vermek için her gün evimde saat gece1'e belki de 2'ye kadar o projeleri çözer, sabah işyerine götürürdüm. 1987 yılına kadar TAMER Kalıplarını Türkiye'de duyurmaya başladım. İşlerin takipçisi olabilmek için yanıma mühendis aldım ve her geçen yıl işler daha da büyüdü.
1995 yılına kadar TAMER markası çığ gibi büyüdü, benim de 5 tane kızım oldu. (Zeliha, Nursile, Mürüvet, Sabahat, Elif)
1995 yılında bir emlakçı arkadaş Kazan, Sarayköy'de bir arsayı uzaktan gösterdi, “Ağabey şuradaki arsa da benim elimde” dedi. “Şu arsaya gidelim de bir bakalım” dedim. Arsanın yanında fabrikalar vardı, o arsa da yüksekçe bir yerdeydi, oraya çıktım etrafıma baktım, kendi kendime, “her tarafta fabrikalar var. Buradaki fabrikalar daha önce burada değildi. Sahipleri de dünyaya fabrikatör olarak gelmedi. Sen neden yapamayasın!” dedikten sonra emlakçıya döndüm, “Bu arsayı alıyorum” dedim.
İmarı olmayan bir tarlaydı, şantiyenin birinden bir mühendisi getirdim, buraya fabrikayı çiz dedim. 1996 yılında temeli attım, 1998 Mayıs ayında fabrikayı üretime açtım. 13.500m² kapalı çalışma alanına sahip, 100'ün üstünde çalışanı var. 30.000 ton üretim kapasitesine sahip, %80 otomasyon çalışma tekniğine sahip. TAMER İnşaat Çelik Kalıpları adına yakışır haklı yerini aldı. Kızlarım hakkında ben kendi içimdeki tabuları yıktım, onları okuttum, her birini mühendis yaptım ve işlerin başında yerlerini aldılar.
Sırrı ER: Başka iş kollarında da faaliyetiniz oldu mu?
Ekrem TAMER: 2009 yılının başında İstanbul yolu üstünde boru ve profil fabrikası olan bir arkadaş, biraz sıkıntısı olduğunu söyledi, fabrikayı satmak istedi. Ben kendi fabrikamda günde 20 ton boru ve profil tüketiyorum. Bu fabrikayı aldım. Ostim'de 5 tane şirketim var. 2007 yılında bir fabrika daha kurmak istedim, Temelli'de bir arsa aldım. Temelini attım. Şu anda büyük ortağı olduğum Orta Doğu Tıp Merkezi var, farklı bir iş kolu olarak ortaklığımı sürdürüyorum. Ayrıca demir ticareti ile ilgileniyorum. Kalıp sektöründe kalıp şirketimiz var, kalıpları kiraya veriyoruz.
Sırrı ER: Siz Kızılcahamam ve Çamlıdere yöresinde tanınmış bir işadamısınız, yöremiz hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Ekrem TAMER: 1986 yılında beni ESYAV ile tanıştırdılar. Ben 1986 yılına kadar, Hüdai Çakır'ı, Kemal Güran'ı (Allah rahmet eylesin) ve yöremizin değerli insanlarını tanımıyordum. O tarihte ESYAV bir toplantı tertiplemiş, o toplantıda yöremizin büyükleri, yüksek okullarda okuyan öğrencilerimizin eğitimine katkı sağlamak için sırasıyla birer konuşma yaptılar, Rıza Çöllüoğlu Hoca, Kemal Güran Hoca ve Hüdai Çakır çocuklarımıza sahip çıkmak için yaptıkları konuşmanın ardından vakfa yardım vaadinde bulundular. O zamanlarda benim param yoktu, herkes büyük paralar vaat ettiler. Ben de bir şeyler vermek istedim ama param yoktu. Ayağa kalktım, “Ben 2.500 lira vermek istiyorum” dedim. Hüdai Çakır yanıma geldi, beni büyük bir övgü ile hemşehrilerimize tanıttı ve beni onore etti. O günden sonra ESYAV'ın her toplantısına katıldım, öğrencilere burs temin etmek için çalıştım. Bugün benim işletmelerimde çalışan işçilerin %50'si Kızılcahamam ve Çamlıdereli hemşehrilerimizden oluşur. Bu açıdan ben milliyetçi bir yapıya sahibim. Ben zekâtımı ilk önce bölgemize götürdüm. Ben ve kardeşlerim ilk zekâtımızı 80 adet paket yapmıştık ve köyümüzde alım güçlüğü çeken komşularımıza dağıttık. Babam bize, “Çocuklar, eğer buraya hayır getirecekseniz, önümüzdeki yıl 100 tane paket getirin” dedi. Ertesi yıl 100 tane paket yaptık ve komşularımıza dağıttık. O günlerde Allah rahmet eylesin Kemal Güran Hocamız ve Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin Rıza Çöllüoğlu Hocamız bizlere hayır işlerinde çalışmamız için ışık olmuştur. O kıymetli insanların yönlendirmesi ile her şeyden çok yöremize ve insanımıza çalıştık.
Sırrı ER: Yöremize yatırım yapmak ister miydiniz?
Ekrem TAMER: Kızılcahamam'da Akasya Termal Otelin ortaklarından biriyim. Bölgemize yatırım amaçlı böylesi bir girişimim oldu.
Sırrı ER: Yöremizin daha da gelişmesi için tavsiyeleriniz nelerdir?
Ekrem TAMER: Yöremizde tarım ve zirai durumun iyileşmesi için gereken iş gücü yok, gençler Ankara'da çalışıyorlar ve kırsal kesimlerde köylerimizde genelde yaşlılarımız var. Diğer bir açıdan da yöremiz başkente en yakın turizm potansiyeline sahip. Yöremizde termal turizm ve tabiat güzelliklerinden fayda sağlanmalı ve bu alanı geliştirmek mümkün.
Sırrı ER: Özel hayatınızda, iş yaşamının dışında Ekrem Tamer ne yapar?
Ekrem TAMER: Hafta içi akşam yemeğini evde en erken saat 9'da yiyorum. Hafta sonlarını aileme ayırıyorum. Hayatımda Pazar günleri benim için hep özel olmuştur. Ankara'nın dışına çıkar o haftanın yoğun iş temposundan bir nebze olsun uzaklaşır, yorgunluk atarım. Pazar günlerini ben hep aileme verdim, bu benim özel hobim oldu ve her hafta sonu kahvaltımı Ankara dışında geçirdim. Hafta sonu sabahları aileme, “Arabaya binin, hadi gidiyoruz!” derim, soluğu kâh Kızılcahamam Çamkoru'da, kâh Işık Dağında veya Abant'ta geçiririm. Piknik yerine gider, arabadaki mangal malzemelerini çıkarır ve o günü ailemle en güzel şekilde geçirmeye çalışırım. O gün (benim için herkes olan) ailem benimle olur ve bu bana yeter. Pazar günü için bana, “Al ağabey sana bir çuval para, şu işi yapıver” dersen, ben ne sana ne de bir başkasına, aileme olan düşkünlüğümün önüne geçmesine izin vermem. Mesela Pazar günü birisinin düğünü olursa o benim zoruma gider.
Fabrikamın bahçesinde 1.000'in üstünde çam ağacı var. İlk fabrikamın arazisi 35 dönüm, bunun 10 dönümünü yeşil alan yaptım. Fabrikanın temelini attığım gün çam fidanları da diktim. Bu gün çamlar 12-13 yaşında, boyları 5-6 metre oldu. Her gün fabrikanın bahçesini gezerim, bir gün iş yüzünden gidememişsem ertesi gün bahçemi muhakkak ziyaret ederim. Bahçemde organik tarım yapıyorum. Biraz erken ektiğim için bahçemde kiraz, erik yetiştirdim ve 20 Haziranda yedim. Türkiye'de sanayiye önem veriliyor, ama tarıma önem verilmiyor. Dünyada sanayi gerilediğinde Türkiye'de de geriliyor, ama insanların tüketim ihtiyaçları hiç bitmez. İşadamı bir zaman sonra kendisine çalışmaz, ben kendim için çalışamam. “Hiç kimse bir öğünde iki porsiyon yemek yiyemez.” Herkes bir porsiyonluktur. Eğer ben iki porsiyon yiyeceğim dersen, yaş 50'yi geçtikten sonra tansiyon, şeker olursa doktorun biri çıkar senin boğazını kısar, bir porsiyon da yiyemezsin. İdealist adamlar hayatlarına bu şekilde bir düzen vermek zorundadır. Ben daha önce de söylediğimi hatırlatmakta fayda görüyorum, ben alt kattan geldiğim için olsa gerek bunları öğrendim, alt kat dediğim, bodrum katının da altındaki yerden bahsediyorum. Kimi insan sıfırdan çıkar ben eksilerdeydim. İnsanlar örnek olmak için bir şeyler yapanları anlatırlar, önemli olan yapanları anlatmak değil de kendi yaptığını ortaya koymak olmalı. Benim için benden öncekilerin yaptıklarına bakmak önemli değil, mesela babam iyi mücadele verseydi ben çok ağır şartlarda büyümezdim. Belki geldiğim yere gene gelirdim ama çok ağır şartlarda buraya gelmezdim. Ben hep şunu söylüyorum, babam iyi mücadele verseydi ben iyi olacaktım, ben çok iyi mücadele verirsem benim çocuklarım daha iyi olacak, benim çocuklarım çok iyi mücadele verirse onların çocukları daha iyi olacak. Bu toplum bunu anlamalı, ne kadar çok mücadele edersen o kadar çok rahat yaşarsın. Ben 32 yıldır bu mücadelenin içindeyim. Tamer 9m² ile işe başladı, şu anda çalışma hacmi 30.000m²yi geçti. Durmadan yoluna devam edecek, üretime geçmeyi bekleyen üçüncü fabrikası var. Şu anda maaş bordrolarına bakarsam 260'ın üstünde maaş alan arkadaşımızla çalışıyoruz. Tamer ismini 32 yıldır insanların kafasına yerleştirmek için mücadele ettim bu gün Tamer bir marka oldu.
Sırrı ER: Ekrem ağabey, bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor, başarılarınızın devamını diliyoruz.
Ekrem TAMER: Sırrı Bey, buraya kadar zahmet edip geldiğiniz için ben de size teşekkür ederim. ESYAV'ın hizmetlerinin artarak devam etmesini diliyorum.


www.esyav.com Kızılcahamam-Çamlıdere Eğitim ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı