MUSTAFA KÖSEOĞLU
Ankara Merkez Vaizi
TAKVA MEKTEBİ RAMAZAN, AHLAK EĞİTMENİ ORUÇ
Ramazan ayı Allah Teala’nın mü’minlere büyük bir ihsanıdır. Dünya ve Ahiret hayatında başarılı olmanın yollarını gösteren, hidayet rehberi Kur’an-ı Kerim M.610 yılında (Ramazan ayında) Peygamberimize indirilmeye başlandı. Peygamberimiz(SAV) Cebrail ve Kur’anla Ramazan ayında tanıştı. Abdullah’ın yetimi, Amine’nin Muhammed’i, hemşehrilerinin “Emin”i iken 610 yılının Ramazan ayında, Kadir gecesinde Rasulullah makamına erdi. Artık mü’minler ona Rasulullah olarak hitap edecek , tebliğ ettiği Kur’an insanlara hidayet rehberi olacaktı…
Allah Teala Bakara Suresi 185. ayetinde “Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun…” buyurmaktadır.
Bu ayetten anlaşıldığı gibi Ramazan bize Kur’an-ı getiren aydır, bu ayın özel ibadeti de oruçtur. Oruç mü’minin kalbini, zihnini, bedenini arıtan tertemiz hale getiren insanı davranış yönüyle melekleştiren bir ibadettir.
Ramazan takva ve güzel ahlak mektebi, oruç ise bu mektebin eğiticisidir. Bu mektebin mezuniyet kutlaması Bayram namazı, diploması ise Allah Teala tarafından verilen af beratıdır.
İnsan hayatının tamamı eğitimle geçer. Ramazan ise bu eğitimin hızlandırıldığı aydır. Sevgili Peygamberimizin Medine’ye hicretinin 2. yılından günümüze kadar bu mektep eğitime devam ediyor, bu mektepten başarıyla mezun olanlar güzel ahlak erdemine erişiyorlar, Rabbimizin affı ve Rahmeti sayesinde Cennete kavuşuyorlar.
Orucun farz olduğunu bildiren Bakara suresi 183. ayetteki “ Leallekûm tettekûn” ifadesinden orucun gayesi anlaşılmaktadır. Bu ilahî ifade ”korunmanız için” diye tercüme edildiği gibi “arınmanız için” diye de tercüme edilebilir.
Peygamber Efendimiz bir hadisinde “Ramazan ayına erişip de günahlarından arınmayan insanlara yazıklar olsun” buyurmuştur. Ramazan mektebinin öğrencisi olan mü’minler bu ayda gördükleri ahlak eğitimi neticesinde, günahlardan kendini koruyabilme, yüce Rabbimizin sevmediği davranışlardan uzaklaşabilme yeteneğini kazanırlar, mûttaki kullar olurlar.
İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özellik irade sahibi olmasıdır. İnsanı insan yapan iradedir. İnsanın iradesi devamlı müdahalelere uğrar. Bu müdahale ve yönlendirmelerle irade ya zayıf düşer esir olur, ya da şeytânî yönlendirmelere direnir, kuvvet kazanır, hâkim olur, sahibini ahlaken olgun hale getirir.
Ramazan ahlak mektebinin günlük programı sahurla başlar. Sahur imsak demektir. İmsak ise, aslen helal olan bazı davranışlardan iftar vaktine kadar kendini tutmak, iradeye hâkim olmak demektir. Helal olan rızıklardan yeme içme, helal yoldan cinsel faaliyette bulunma imsak ile iftar arasında yasaklanmıştır. Oruçlu mü’min aslında kendisine helal olan rızık ve lezzetleri Allah rızası için geçici olarak terk ederek iradesini ortaya koyar. Bu sağlam iradesi sayesinde haram olan zevk ve lezzetlerden ömür boyu kendisini korur, rahmani ahlaka erişir.
Sağlam iradeye sabır ile erişilir. Oruç mü’mine sabrın en güzelini öğretir. Sevgili Peygamberimiz(SAV) imanı kemale erdirmek için sabrı tavsiye etmiş, oruç tutan mü’minin sabrın yarısına ulaşacağını müjdelemiştir. Peygamberimizin hadislerinden Ramazan’da şeytanların zincirlendiğini yani şeytanın işinin zorlaştırılıp, mü’minin hedefe ulaşmasının kolaylaştırıldığımı öğreniyoruz.
Oruçlu iken yalan, gıybet, kötü söz, alay etme, iftira, dedikodu gibi günahlardan kaçınma konusunda daha dikkatli ve titiz olmalıyız. Dil ile işlenen bu günahlara oruçlu iken devam eden kişi orucunun sevabını azaltmış, gerçek orucu tutamamış olur. Efendimiz bu hususta şöyle buyurur: “Bir kimse oruçlu olduğu halde yalanı, dedikoduyu, yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah’ın onun yemesini içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.(Riyazûs Salihin cilt 2, s. 502) Bu hadisi şeriften “oruçlu iken dili ile günah işlemeye devam eden kişinin ancak yemesini içmesini bıraktığı, Allah’ın emrettiği gibi oruç tutmadığı, böyle oruca Allah Teala’nın kıymet vermeyeceği anlaşılmaktadır. Oruç bir barış ibadetidir. Gerçek manada oruç tutan mü’minlerin yaşadığı toplumda huzur ve barış olur çünkü oruçlu mü’min Peygamberimizin şu hadisini kendine rehber edinir: “Sizden biriniz oruçlu iken çirkin ve kırıcı söz söylemesin, cahiller gibi hareket etmesin. Her kim kendisine sataşır, çirkin söz söyler, dövüşmek isterse ona-ben oruçluyum- desin“ (Tecrid-i Sarih, c.6, s. 253)
Oruçlu mü’min tartışmayı kavgayı başlatan kişi olmadığı gibi kendisine sataşan kavga çıkarmak isteyen kişiye “ben oruçluyum, ben oruçluyum” diyerek öfkesine hakim olur tartışmanın, kavganın tarafı olmaz, öfke ateşini oruç ile söndürür, karşı tarafın da sakinleşmesini sağlamış olur. Öfkesini kontrol ederek affedici olanları yüce Rabbimiz şöyle müjdeliyor. “O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları sever” (Al-i İmran/134)
Oruç tutmak kendini tutmaktır. İnsanın olaylar karşısında kendisini tutması, öfkesini tutması çok zor bir olaydır. Hayatı boyunca insanın başına ne gelirse kendini tutamadığı, sabır ve metanet gösteremediği için gelir. Günahlar, insanın kendini tutamayışının, nefsinin arzu ve isteklerine boyun eğişinin bir sonucu değil midir?
Trafik kazaları, insanın kendini birkaç saniye tutamayışının sebebi değil midir? Katilin adam öldürmesinin sebebi kendini tutamaması değil midir? İnsan, dilini tutamadığı için karşısındaki kimselerin gönüllerini kırıp dökmüyor mu? Kendisini tuttuğumuza inandığımız oruç, gerçekte bize kendimizi tutmamızı öğretir. Yeme, içme, öfke ve şehvetimizi denetim ve disiplin altına almamızı sağlar.
İnsan nefsini, arzularını, içgüdülerini ve öfkesini oruçla kontrol eder, iradesini güçlendirir, ruhunu arıtır, ahlakını güzelleştirir, şahsiyetini geliştirir.
Oruç tutan mü’min açlık ve susuzluğun ne anlama geldiğini bizzat yaşayarak öğrenir, fakir ve muhtaçların yaşadıklarını anlar, onlara daha içten duygularla yardım eder, iftar sofrasında daha samimi olarak ve Rabbine şükreder. Peygamberimiz iftar anındaki şükür ve sevinci, mü’minin Cennete kavuştuğu andaki sevincine benzetmiştir.
Oruç mü’minlerden bencilliği giderir, paylaşmanın bir erdem olduğunu öğretir. İnsanı sosyalleştirir, yoksulları koruyacak sorumluluk duygusu ve alışkanlığı kazandırır. Fıtır sadakası Ramazan ayına has bir ibadet, zekat ise Ramazanda verilmesi âdet haline gelmiş farz bir ibadettir. Ramazan ve oruç insana paylaşmayı, karşılıksız vermeyi cömertliği öğreten bir mekteptir.
İslam; nezaket ve disiplin dinidir denilebilir. Oruç bize iki güzelliği kazandıran ahlak muallimidir.
Netice olarak; öyle bir oruç tutmalıyız ki oruç her türlü kötü davranışlara karşı bizi tutsun, bırakmasın, korusun, irademiz güçlensin, ahlakımız yücelsin. Sevgili Peygamberimizin öğrettiği gibi orucu bütün organlarımızla, kalbimizle beynimizle tutalım. Yalanla, gıybet, iftara ile sevabımızı yok etmeyelim, bizi cehennem ateşinden koruyan bir perde olan orucumuzu yalanla delik deşik etmeyelim. Aziz Mahmut Hüdai’nin üstadı Üftade Hazretlerinin dediği gibi canımızda irfan fidanı bitirelim.
“Dosttan atasın getiren, Zulmetleri hep götüren, Canlarda irfan bitiren, Oruç ayı geldi yine”
Yüce Rabbimiz Recep ve Şabanı bizim için mübarek kılsın, bizleri huzur içinde Ramazana ulaştırsın. Sevgili Peygamberimizin şu müjdesi ümit senedimiz olsun. “Bir kimse Ramazanın faziletine inanarak ve mükafatını Allah’tan umarak oruç tutarsa geçmiş günahları bağışlanır.” (Riyazü’s-Salihin 2-489) Bu müjdeye erebilmek için irfan, takva mektebi Ramazanda, kalbimizi, nefsimizi kötü duygulardan, bencillikten, günahlardan arındıralım.
Stres, cinnet ve cinayet asrı haline gelen zamanımızda sükunetin, affın ve barışın temsilcileri olalım. Bayram namazımızda Cennet beratlarımızı alalım. Dünyadaki imsakınızın iftarı Cennette olsun…
