Çeltikçi Beldesi'nde Osmanlı Dönemine Ait Bir Çeşme
2005 yılı şubat ayı içerisinde, Ankara ili, Kızılcahamam İlçesi, Çeltikçi Beldesi'nde, belediye başkanlığının tarihî bir çeşmenin bulunduğuna ilişkin başvurusu üzerine; yerinde yapmış olduğumuz incelemede kayıtlarımızda ve arşivimizde tesciline rastlanılmayan Osmanlı Dönemine ait bir çeşme tespit edilmiştir.
Makale konumuzu oluşturan çeşmenin üslûp ve sanatsal özelliklerine değinmeden önce bölgenin tarihini hatırlamanın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Ankara ve çevresinin şu ana kadar yapılan yüzey araştırmaları ve arkeolojik tespitler ile prehistorik çağlara kadar uzanan bir süreç içerisinde yerleşime sahne olduğu kanıtlanmıştır. Türk Tarih Kurumu Başkanlığı'nca 1938 yılında yürütülen çalışmalarda Güdül, Eti Yokuşu, Tuz Gölü çevresi ile Ankara-Eskişehir arasında prehistorik devirlere ait tespitler yapılmıştır. Hitit ve Frig uygarlıklarına ait önemli yerleşim alanlarının bulunduğu Ankara ve çevresinde; Haymana-Gavurkale, Güdül-Kirmir Çayı Vadisi, Kızılcahamam-Bitik Höyüğü, Beypazarı-İnözü Vadisi sayabileceğimiz belli başlı örnekleri oluşturmaktadır.
Antik Çağ'da Galatya olarak bilinen bölgenin önemli hac, sefer ve ticaret yolları üzerinde olması tarih boyunca Ankara ve çevresinin önemini arttırmış Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Danişmendliler, Anadolu Selçukluları ve devamında Osmanlı Devleti boyunca da bu önemini korumuştur. Sultan I. Murad Döneminde Osmanlı idaresine geçen Ankara ve çevresi Ahiler'in önemli bir merkezi konumundadır. Şüphesiz bunda Ankara'nın ticarî aktivitesi ve potansiyeli büyük rol oynamıştır. Ankara şehri yakınında, batı istikametinde, şimdiki adıyla Kızılcahamam, 1907 Salnamesi'ne göre Yabanabad Kazası'nın merkezi Şorba Kasabası olarak geçmektedir. Yabanabad Kazası Ankara şehrinin batı bölgeleri ile olan bağlantısını sağlamakta, ayrıca şifalı suları, tarımsal potansiyeli ile ön plana çıkmaktaydı.
Kızılcahamam'dan güneybatı istikametine doğru Kirmir Çayı Vadisi boyunca devam edildiğinde vadinin genişlemeye başladığı noktada, Çeltikçi Beldesi'ne ulaşılır. Zamanında Osmanlı Dönemine ait eski evlerin bulunduğunu, mevcut yapıların mimari özelliklerinden anlayabileceğimiz Çeltikçi'de, 19. yüzyıldan kalma bir de eski cami bulunmaktadır. Yerleşim merkezinin eski cami çevresinde odaklandığı ve zaman içerisinde diğer yönlere doğru gelişim gösterdiği anlaşılmaktadır. Ankara ve çevresinin genel tarihsel gelişimi içerisinde mevcut Çeltikçi Beldesi'nin yerleşim özellikleri Osmanlı şehir planına uygun düşmekte ve merkezde Ulu Cami etrafında odaklanmaktadır. Kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı caminin son cemaat bölümü sonradan kapatılmıştır. Dıştan tamamen sıvalı beden duvarlarının, köşe birleşme noktalarında içe ve dışa doğru çıkıntılı şekilde taş sırasıyla vurgulanması 19. yüzyıl Osmanlı mimarisinde çok sık rastlanan bir tarz olup; doğu ve batıdaki altlı ve üstlü yuvarlak kemerli kenar bordürleri taş silmeli pencereler dikkati çekmektedir. Üst örtüde düz ahşap tavan dıştan beşik çatı ile kapatılmıştır. İçte sonradan yağlı boya ile üzerinden geçilmiş yuvarlak nişli kavsaras\bulunan alçı mihrabın üst orta aksında yazı görülmektedir. İçten dışa doğru üç silme hâlinde bezemeleriyle dikkati çeken mihrapta, stilize edilmiş kıvrım dallar İçerisinde rozet çiçekler ve bitkisel motifler tasvir edilmiştir
Beldenin doğu tarafında ise küçük bir meydanda makale konumuzu oluşturan Osmanlı Dönemine ait tarihî çeşme bulunmaktadır. Celal Esad Arseven'ln "su kaynağı manasına Türkçe'de "göz" kelimesinin Farsça karşılığı olan çeşim sözünden alınmıştır. Kaynağında bir hazneye toplanarak veyahut borularla getirilerek akıtılan suların alınmasına mahsus lüleli veya musluklu bir hazne şeklinde mermerden, taştan veya sair malzemeden yapılmış umuma mahsus su alma yeri" olarak tanımladığı çeşme sözcüğü günlük yaşamımızın bir parçası konumundadır5.
Osmanlı Döneminde çeşme yapımı bir gelenek hâline gelmiş ve yerleşim birimlerinde günümüze bir çok eser ulaşmıştır.
Çeltikçi Beldesi'nde 2369 parselde bulunan çeşmenin batısında iki katlı ahşap bir ev yer almaktadır. Ahşap evin doğusunda bulunan bahçenin doğuya bakan tarafında düzgün kesme taşlar ile yapılmış ancak daha sonra onarılmış olduğu anlaşılan dikdörtgen yatay cephe duvarının ortasında üzeri düz taş satıh ile kapatılmış silmeli çeşme dikkati
çekmektedir. Kuzeyden ve güneyden 10 metrelik duvarın zaman içerisinde zemin kotunun yükselmesinden dolayı çeşmenin yalak kısmıyla birlikte bir kısmının toprak içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bahçe duvarına birleşen güney duvarının bir kısmı ise yıkılmıştır. Yalak kısmı yatay düz satıh duvarı ile aynı uzunlukta tasarlanmış ve çeşmenin cephesi bu duvarın ortasına yerleştirilmiştir. Yapıldığı dönemde simetrik olarak tasarlandığı anlaşılan çeşmenin genel konstrüksüyonunu koruduğu görülmektedir. Yöresel Ankara taşı ile inşa edilen çeşmenin aynalık bölümünü sivri bir kemer tamamlamaktadır.
Çeşme aynasının tam ortasında, mermer üzerine yazılmış, dokuz satır hâlinde Osmanlıca kitabesi bulunmaktadır. Kitabenin transkripsiyonu aşağıdaki şekildedir:
Şah-ı Devran'ın silahşörü Hasan Ağa ki
Sa'y-i hayratıyla her gah oldu mem-duh'ül-hisal
Bu mahalde Hasbeten lillah bünyad eyledi
Böyle bir nev çeşmeye şirin-i safvet-i istimal
Bani-i hayreyn-i yoğur ruh-u efzay'ıl-latif.
Bais-i gufranı olsun daima ya ze'l celal.
Böyle kıldım Arif ahşana nida tarihini.
Afiyet-i bad iç bu zemzem çeşmeden ve ezlal 1196
Sahib'ül hayrat ve'l hasenat Hasan Ağa İbni İbrahim Silahşörü Hazreti Cihandan.
Kitabeden, döneminin cengaveri İbrahim oğlu Hasan Ağa tarafından 1196 H./1781 M. tarihinde çeşmenin inşa ettirildiği, ayrıca zemzem çeşmesi" tabirinin kullanıldığını öğrenmekteyiz.
Sultan 1. Abdülhamit Dönemi 1774-1789)'nde inşa ettirilen çeşmenin kitabesinde geçen Hasan Ağa'nın halkın ileri gelenlerinden birisi olduğu kesindir. Özellikle Hasan Ağa'nın "silahşör" olarak tanımlanması, onun Osmanlı ordusu içerisinde yetkili bir görevli olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Orduda yeniçerilerin başındaki lider için "Yeniçeri Ağası" dendiğini bilmekteyiz. Yine bazı makamlar için de "ağa" unvanı kullanılmaktadır.
Çeşmenin tanımlanması ve özelliklerine gelince, iki bölüm hâlinde ele almak mümkündür. Çeşmenin cephe düzenlemesi, sivri kemer ayaklarının başlangıç noktası olan kemer üzengilerinden kemer kavsinin orta aksına kadar devam eden üst bölümü ile ayak vazifesi de gören iki tarafında içe doğru kademeli ince sütunceli alt bölümünden oluşmaktadır. Üst bölümde dıştan içe doğru iki kademeli silmenin en dışında, ince bir şerit hâlinde kabartma tekniğinde verilmiş stilize edilmiş çiçek motifleri, içe doğru düz iki silme sırasıyla sivri kemerin iki üst noktasında dikdörtgen bir bölüm elde ederek sonlanmıştır. Dikdörtgen satıhın iki yanında rozet şeklinde sol tarafta çarkıfelek motifi, sağ tarafta ise stilize edilmiş hatai çiçeği motifi görülmektedir. Sivri kemerin kilit taşının tam ortasında stilize edilmiş rozet çiçek motifinin geometrik düzende işlendiği görülmektedir. Stilize çiçek tasvirinin her bir yaprağı aynı zamanda diğer çiçeğe geometrik olarak birleştirilmiştir. Alt bölümde iki kenarda burgu sütunceler işlenmiştir, üst bölümde ise yatay şekilde yerleştirilmiş iki kademeli taş blok çeşmeyi sonlandırmakta ve vurgusunu güçlendirmektedir. İnşa tekniği, simetrik düzenlemesi, motif dünyası, tasvirlerin kompozisyonu ve anlatımı bakımından 18. yüzyıl Osmanlı Döneminin mahalle çeşmelerinin güzel bir örneği olarak niteleyeceğimiz Çeltikçi'deki çeşme, döneminin karakteristik özelliklerini taşımaktadır.
Söz konusu çeşme beldenin doğu kesimindeki mahallenin su ihtiyacını karşılamaktadır.
İnsanoğlunun yar oluşundan bu yana medeniyetler için vazgeçilmez bir yaşam kaynağı konumundaki suyun yerleşim birimlerine nakledilmesi ve insanların hizmetine sunulması, bu suretle su kaynaklarının değerlendirilmesi önemli bir sorun olarak önemini hep korumuştur. Suyun temin edilmesinin yanında muhafazası da ayrı bir sorun olarak dikkati çekmektedir. Suyun temelde insan yaşamındaki vazgeçilmez önemi; uygarlıkları su ile ilgili mimari çözümlemeler elde etmeye yöneltmiştir. Barajlar, su kanalları, su depoları, sarnıçlar, havuzlar, çeşmeler, su kemerleri, su tünelleri bu mimari çözümlemelerin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.
Uygarlıkların gelişimleri, ilerleme kaydedebilmeleri suyu kullanabilme yeteneği ile ölçülmelidir. Suya yön verebilen ve onu kullanabilen toplumların tarih içerisinde önemli uygarlıklar olduğu görülecektir. Su kaynağının tespiti, bu kaynağın suyun akıtılacağı yere kadar kanallar ile ulaştırılması, gerekiyorsa birkaç yerden suyun dağıtılması gibi işlemler zahmetli olduğu kadar maddî açıdan da büyük bir malî desteği gerektirmektedir. Onun içindir ki, Osmanlı Döneminde devrin ileri gelenleri veya halkın eşrafından önemli kişilerin bu işe talip olduğu anlaşılmaktadır; bu durum beraberinde halkın sevgisini; manevi olarak da belirli bir saygınlığın kazanılmasını getiriyordu. Ayrıca mahalle çeşmelerini sosyal açıdan mahalle sakinlerinin bir araya geldiği noktalar olarak da değerlendirmek mümkün olacağından, olayın sosyal yönünün de unutulmaması gerektiği kanaatindeyiz.
